Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

baskın vermek

ani ve habersiz girmek, saldırıda bulunmak: 'İbiş'in odasına cennet kuşları baskın vermişti.' -T. Buğra.

99

baskın yapmak

1) suç işlendiği veya suçluların bulunduğu sanılan bir yere ansızın girmek; 2) düşmana ansızın saldırmak; 3) mec. ansızın konuk gelmek: 'Behçet'e bu evin merdiven altındaki bakla gibi odasında baskın yaparlar.' -S. Birsel.

103

baskına uğramak

1) düşmanın beklenmedik bir saldırısıyla karşılaşmak; 2) bir yerde suçüstü yakalanmak; 3) beklenmedik bir zamanda konuklar gelmek: 'Ne çeşit, ne türlüsü olursa olsun baskına uğramayı isteyen olmaz.' -N. Hikmet.

111

bastığı yeri bilmemek

1) çok sevinmek; 2) şaşkınlıktan nerede olduğunu seçememek, durumunu kontrol edememek.

45

baston (baston yutmuş) gibi

dimdik duran veya yürüyen (kimse): 'Omuzlarını kısıyor, kafasını dimdik tutuyor, baston yutmuş gibi katılaşıyor.' -M. Ş. Esendal.

126

baş (başı) çekmek

herhangi bir konuda önde gitmek, önayak olmak: 'Hacı Reşit'in dükkânında post kuran orta yolcular arasında Muallim Naci başı çeker.' -S. Birsel.

110

baş ağrıtmak

tedirgin etmek, bıkkınlık vermek, can sıkmak.

115

baş aşağı düşmek

kişiliğinden kaybederek toplum içindeki durumu sarsılmak: 'Onun için hayatın bütün kanunu, bütün manası bu baş aşağı düşüşteydi.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

48

baş aşağı etmek

tersine çevirmek.

47

baş aşağı gelmek

tepesi üstü düşmek.

33

baş aşağı gitmek

işleri ters gitmek, sürekli zarar etmek.

106

baş bağlamak

1) başına bir örtü örtmek; 2) başak vermek; 3) birine veya bir şeye bağlanmak, intisap etmek; 4) hlk. nişanlanmak.

113

baş başa bırakmak

birinin, bir şeyle veya bir kimseyle yalnız kalmasını sağlamak: 'İçten içe bu duruma memnun olarak onları kavgalarıyla baş başa bıraktım.' -A. Ümit.

110

baş başa olmak

birlikte bulunmak, beraber yaşamak: 'Keyfimizce yaşamamıza mâni olur, baş başa olmamızı tercih ederim.' -R. H. Karay.

41

baş başa vermek

1) iki veya daha çok kimse bir kenara çekilip konuşmak: 'Nahiye müdürü, mebus ve belediye reisi ile baş başa vererek bir şeyler konuşuyor.' -R. N. Güntekin. 2) dayanışmak: 'Neydi onunla böyle sıkı fıkı baş başa vermen, gizli planlar kuracak tenha köşelere çekilmen?' -N. F. Kısakürek.

106

baş bulmak

kazanç bırakmak: Bu fiyata verirsem baş bulmaz.

107

baş çevirtmek

1) başı arkaya doğru döndürtmek; 2) mec. birinin arkasından hayranlıkla baktırmak: 'Uzun boyu, kumral saçları, sevimli çehresiyle birçok kadınlara sokakta baş çevirtiyordu.' -H. C. Yalçın.

39

baş döndürmek

başarıdan, gururdan, sevinçten çok mutlu duruma getirmek, aşırı heyecanlandırmak: 'Ordu karargâhına giriş, artık bir mabede çıkılıyor gibi baş döndürür.' -F. R. Atay.

109

baş edememek

1) gücü yetmemek; 2) engel olamamak.

42

baş eğmek

1) saygı göstermek için baş eğerek selamlamak: 'Ulema, şeyhler, yerden selam verdiler, baş eğip el öptüler.' -R. E. Ünaydın. 2) direnmekten vazgeçip buyruk altına girmek: 'Gittikçe yükselen başı Allah'a kalkıyor / Asrın baş eğdi sandığı at şaha kalkıyor' -F. N. Çamlıbel.

141

baş eldeyken

ölmeden, yaşarken, sağken.

104

baş etmek

1) gücü yetmek: 'Ben onlarla baş etmeye çalışıyordum ki Hasan'ın kapısı birden açıldı.' -E. Bener. 2) başarı kazanmak.

122

baş gelmek

yenmek, gücü yetmek: Bir orduya baş gelir.

107

baş göstermek

belirmek, ortaya çıkmak, zuhur etmek, vuku bulmak: 'Komün üyeleri arasında sorunlar baş göstermeye başladı.' -A. Ümit.

49

baş göz etmek

hlk. evlendirmek: 'Oğullarının artık normal bir yaşam süreceğini sanan anne baba ona güzel de bir kız bularak baş göz etmişler.' -A. Ümit.

106

baş göz olmak

hlk. evlenmek.

46

baş kesmek

selam vermek için baş eğmek: 'Gülerken de göğsünün sağ köşesine baş kesmeyi unutmaz.' -S. Birsel.

107

baş kıç vurmak

den. baştan gelen dalgalarla gemi, başı ve kıçı üzerinde inip kalkmak.

105

baş koşmak

bir işi başarmak için çalışmak: 'Artık evde herkesten fazla bağırıp gülmüyor, çocuklarla eskisi gibi baş koşmuyordu.' -R. N. Güntekin.

43

baş olmak

1) küçük bir işte de olsa başta olmak, sözü dinlenir bir kimse olmak; 2) önde gelmek, lider olmak: 'Hep baş olmaya bakarız ve olduktan sonra nasihat veririz.' -B. Felek.

104