Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

başını kaldırmamak (kaldıramamak)

1) bir işi aralıksız sürdürmek; 2) iyileşememek, yataktan çıkamamak.

98

başını kaşımaya (kaşıyacak) vakti olmamak

arada en ufak başka bir iş yapamayacak kadar sıkışık durumda bulunmak: 'Büyük babanın artık başını kaşıyacak vakti yoktur. Kâh çocukları kırda oynamaya götürüyor, kâh onlara ocakbaşında masallar söylüyor.' -R. N. Güntekin.

101

başını koltuğunun altına almak

ölümü göze alarak bir işe girişmek.

99

başını kurtarmak

1) canını korumak; 2) geçimini sağlayacak bir duruma gelmek.

90

başını ortaya koymak

bir işe girişirken ölümü göze almak.

112

başını taştan taşa vurmak

çaresiz kalarak çok pişman olmak.

92

başını uçurmak

kellesini uçurmak.

33

başını vermek

kendini feda etmek.

40

başını yakmak

güç bir duruma sokmak.

52

başının çaresine bakmak

kimseden yardım görmeden kendi işini kendi yapmak.

33

başının derdine düşmek

başka bir şeyle ilgilenmeyecek kadar sıkıntılı durumda bulunmak.

92

başının gözünün sadakası

başa gelecek bir belayı savmak veya önlemek için yapılan bağış, özveri: 'Bir herif çıksa da şunu başımdan alsa... Başım gözüm sadakası üç beş parça eşya, beş, on kuruş da para veririm.' -R. N. Güntekin.

114

başka işi yok mu?

'bu işe ne diye karışıyor, bu iş onu ilgilendirmez' anlamında kullanılan bir söz.

97

başköşeye kurulmak

saygın kişilere ve büyüklere ayrılan yere oturmak: 'Adamakıllı bol entarisinin eteklerini savurta savurta geldi, başköşeye kuruldu.' -A. İlhan.

91

başlama!

'hoş olmayan bir söz veya davranışı tekrarlama!' anlamında kullanılan bir söz.

100

başlık almak

bazı bölgelerde, evlenirken kızın babası oğlanevinden para veya mal almak.

101

başlık vermek

bazı bölgelerde, evlenirken kızın babasına oğlanevi tarafından para veya mal vermek.

31

başsağlığı dilemek

ölen bir kimsenin yakınlarını ziyaret ederek ilgi ve yakınlık belirten sözler söylemek.

97

başsağlığında bulunmak

başsağlığı dilemek.

94

başsız bırakmak

1) yöneticisiz bırakmak; 2) büyüğünü yitirmesine sebep olmak.

91

başsız kalmak

1) yöneticisi, başkanı bulunmamak: 'Fakat o gözünü kapayınca başsız kalan konak ...' -R. N. Güntekin. 2) büyüğünü yitirmek.

97

başta (başında) bulunmak

bir işin yöneticisi olmak.

39

başta gelmek

önde olmak, üstün durumda olmak: İpekçilikte Bursa başta gelir.

37

başta gitmek

en ileri durumda bulunmak.

40

başta taşımak

çok saygı göstermek.

96

baştan aşmak

pek çok olmak, pek çoğalmak.

104

baştan çıkarmak

1) kötü yola sürüklemek, doğru yoldan saptırmak: 'Perihan adında bir bayan, bizim güveyi dans arasında ayartıp baştan çıkarmış.' -M. Ş. Esendal. 2) karşı cinsi bir ilişkiye ikna etmek.

92

baştan çıkmak

ahlakı bozulmak, doğru yoldan ayrılıp uygunsuz işlere yönelmek: 'Edebiyatı zenginleştiren genellikle bu tür, baştan çıkmış yazarlardı.' -S. İleri.

99

baştan kara etmek

batma tehlikesi karşısında, gemi başını karaya vurup oturmak.

98

baştan kara gitmek

sonunu düşünmeyerek hesapsız, batarcasına yaşamak.

36