Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

batağa saplanmak

içinden çıkılması güç bir durumda olmak: 'Uzun yıllardan beri parasal bakımdan tam bir batağa saplanmıştı.' -H. Topuz.

94

batkıya uğramak

hüsranla karşılaşmak: 'O geniş caddeler bugünkü hazin görünümleriyle nihayet bulurlar. Edebiyatın özlemleri acı bir batkıya uğrar.' -S. İleri.

95

bayağı kaçmak

söz, davranış, giyiniş yakışmamak, uygunsuz olmak.

37

baygın düşmek

çok yorulmak.

103

baygınlık geçirmek

1) bayılmak; 2) mec. çok heyecanlanmak, telaşlanmak: 'Annem, üç gün sonra, sevinç baygınlıkları geçiren Yahudi'nin avucuna on altın sayıp yalvardı.' -Y. Z. Ortaç. 3) mec. çok sıkılmak.

31

baykuş gibi

uğursuzluk getirdiğine inanılan (kimse): 'Hangi evde cenaze varsa oraya baykuş gibi tüner.' -N. Hikmet.

98

bayrak açmak

1) gönüllü asker toplamaya girişmek; 2) bir ülkü yolunda toplanmaya çağırmak.

97

bayrak gibi

kendini belli edecek bir biçimde.

92

bayrakları açmak

bağırıp çağırarak hırçınlık etmek.

100

bayram değil, seyran değil (eniştem beni niye öptü)

'gösterilen bu ilginin, bu yakınlığın bir sebebi olacak' anlamında kullanılan bir söz.

97

bayram etmek (yapmak)

çok sevinmek: 'Sabaha kadar tepindiler. Bayram ediyorlar.' -N. F. Kısakürek.

36

bayram haftasını mangal tahtası anlamak

şaka sözü, konu ile hiçbir ilgisi olmayacak biçimde ters anlamak.

36

bayram havası esmek

ortam neşeli, sevinçli bir duruma gelmek: 'Ziyaret günleri hapishanelerde bir bayram havası eser.' -P. Safa.

34

bayram koçu gibi

gösterişli görünmek amacıyla aşırı biçimde süslenmiş olan.

93

bayramlık ağzını açmak

kaba konuşmak, küfretmek.

36

baz almak

esas veya temel olarak almak.

99

bebek gibi

1) çok güzel (kadın); 2) bebeğe yakışır bir biçimde: 'Annesinin arkasında asılı bir bebek gibi de çantada mışıl mışıl uyurdu.' -N. F. Kısakürek.

122

bedduası tutmak

ilenci yerine gelmek.

36

beğenmeyen kızını (küçük kızını) vermesin

bir durumun beğenilmemesi karşısında, beğenmeyenin umursanmadığını anlatan bir söz.

121

beka bulmak

ölmezlik erdemine ulaşmak, ölümsüzleşmek.

99

bekçi kalmak

koruyucu, gözcü, denetleyici olarak beklemek: 'Yıkılan o saltanatlar üzerinde bir kandil gibi artık sonsuzluğa dek bekçi kalacaktı.' -R. E. Ünaydın.

94

bekle yârin köşesini!

yakında gerçekleşeceği beklenmeyen umutlar için söylenen bir söz.

35

beklemeye almak

1) herhangi bir şeyi kısa veya uzun bir süre ertelemek; 2) telefonla yapılan iletişim sırasında karşı tarafı geçici bir süre bekletmek.

69

bel bağlamak

birisinin kendisine yardımcı olacağına inanmak, güvenmek: 'Ne var ki böyle araçlara biz pek bel bağlayamayız.' -T. Halman.

104

bel kırmak

kırıtmak, salınmak.

95

bel vermek

1) duvar gibi dik şeyler dışarıya veya tavan gibi yatay şeyler aşağıya doğru kamburlaşmak: 'İsli tavan bel vermiş, duvarları içeri kamburlaşmıştı.' -O. Kemal. 2) mec. herhangi bir konuda destek olmak.

98

bela aramak

kavga çıkarmak için fırsat kollamak: 'Geceleyin belanı arama, haydi nerden geldinse bas git oraya.' -E. İ. Benice.

31

bela çıkarmak

kavga çıkarmak.

28

bela getirmek

kötülüğe, felakete uğratmak: 'Yurtlarına bela getiren bu kadını, ayıplamıyor kentin uluları.' -A. Erhat.

31

bela kesilmek

birisine sıkıntı ve eziyet vermek, musallat olmak: 'Zavallı Reşat Efendi kendisinden başkaları için âdeta bir bela kesilmişti.' -A. Ş. Hisar.

31