Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

boğazını sevmek

yiyip içmeye düşkün olmak.

93

boğazını sıkmak

bunaltmak, sıkıntı vermek: 'Müfit, boğazını sıkan büyük öfke ile titreyerek başını çevirdi.' -P. Safa.

85

boğazını yırtmak

olanca gücüyle bağırmak.

101

boğuntuya getirmek

argo birini bunaltıp şaşırtmak yolu ile kendisinden, bir iş veya mal karşılığı olarak çok miktarda para çekmek.

99

bohçanın dört ucunu bir araya getirememek

1) iki yakayı bir araya getirememek; 2) dengeyi sağlayamamak.

113

bohçasını koltuğuna almak

kendi isteğiyle ayrılmak: 'Günün birinde bohçasını koltuğuna alıp kıyı mahallelerden birinde oturan ablası Fitnat Hanım'ın evine gitti.' -M. Ş. Esendal.

98

bohçasını koltuğuna vermek

kovmak, işine son vermek.

98

bohçasını toplamak

eşyasını toplamak.

100

bok atmak

kaba birine leke sürmek, kara çalmak.

106

bok etmek (bokunu çıkarmak)

kaba bir işi, bir şeyi bozmak, berbat etmek.

100

bok karıştırmak

kaba bir işi bozacak biçimde davranmak.

88

bok soyu (bokun soyu)

kaba kızılan veya tiksinilen bir şeye karşı sövgü olarak söylenen bir söz.

41

bok üstün bok

kaba çok kötü, çok berbat.

45

bok yedi başı

kaba burnunu her işe sokan, her işe karışan.

90

bok yemek

kaba yakışıksız bir iş yapmak: 'Merak etme kızım, bok yiyor o herif, dedi.' -A. Kutlu.

124

bok yemenin Arapçası

kaba 'yakışıksızlığın büyüğü' anlamında kullanılan bir söz.

97

bok yoluna gitmek

kaba yararsız, gereksiz bir şey uğruna yok olmak.

106

boku çıkmak

kaba bir iş veya durum tatsızlaşmak.

101

bokuyla kavga etmek

kaba çok sinirli ve geçimsiz olmak, her şeye öfkelenir olmak.

42

bol doğramak

parasını saçıp savurmak.

107

bomba gibi

1) iyi, sağlam, göz alıcı, gösterişli; 2) iyi hazırlanmış, çok çalışmış (öğrenci).

101

bomba gibi patlamak

1) öfkelenerek birdenbire ve yüksek sesle bağırıp çağırmak; 2) bir olay birdenbire ortaya çıkarak herkesi şaşırtmak: 'Babamın Üsküp'ü terk etmek ve Selanik'e gidip yerleşmek hakkında verdiği karar ailemiz arasında bir bomba gibi patladı.' -Y. K. Beyatlı.

38

boncuk gibi

çok küçük.

99

bora gibi

çok sert, öfkeli, şiddetli.

106

borca almak

veresiye almak.

104

borca batmak

çok borçlu olmak: 'Şevket ölesiye çalışmak pahasına acaba bu korkunç masrafı karşılayacak kadar para kazanıyor mu idi yoksa çocukcağız borca mı batıyordu?' -R. N. Güntekin.

44

borca girmek

borçlanmak, borç para almak.

104

borcunu bilmek

1) bir şey yapmayı yerine getirilmesi gereken bir iş olarak değerlendirmek; 2) borcunu zamanında öder olmak.

115

borcunu kapatmak

borcunu ödeyip bitirmek.

89

borç almak

daha sonra ödemek üzere birinden para veya bir şey almak: 'On beş lira borç aldıktan sonra eve döndüm.' -H. E. Adıvar.

102