Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

borç altına girmek

borç para almak.

103

borç bini aşmak

borç, altından kalkılamayacak duruma gelmek.

91

borç etmek (yapmak)

borçlanmak: 'Altlarında şilte, dolaplarında eşya kalmadı ama kimseye de borç yapmadılar.' -P. Safa. 'Babasından bir şey koparamadığı zaman borç ediyor, sonra ona ödetiyordu.' -H. R. Gürpınar.

100

borç harç etmek

sürekli borç alıp vermek: 'Hazır param var biraz, biliyorsun. Yetmezse borç harç ederim.' -N. Hikmet.

47

borç yemek

borçla geçinmek.

39

borçlu çıkmak

görülen hesapta vereceği kalmak: 'Para muamelelerinden borçlu çıkmıştı.' -Y. K. Beyatlı.

104

boru değil

hlk. 'azımsanacak, küçümsenecek, önem verilmeyecek şey değil' anlamında kullanılan bir söz: 'Gençlik bu, boru değil.' -A. İlhan.

113

boru mu bu?

'azımsanacak, küçümsenecek, önem verilmeyecek şey değil' anlamında kullanılan bir söz.

106

boş atıp dolu tutmak (vurmak)

umutsuz olarak girişilen bir iş, iyi sonuç vermek.

108

boş bırakmak

bir yerde kimse oturmamak, boş kalmak.

107

boş bırakmamak

1) para, yiyecek vb. şeylerle yardım etmek; 2) işsiz bırakmamak.

101

boş bulunmak

1) dikkatsiz ve dalgın bulunmak: 'Nasıl boş bulunup o gazeteci kızın resmini çekmesine imkân verdi?' -A. İlhan. 2) söylenmesi sakıncalı olan bir şeyi söyleyivermek.

117

boş çıkmak

umduğu gerçekleşmemek, sonuç vermemek: 'Ben birkaç gündür arıyorum, birkaç yerlere başvurdum, boş çıktı.' -M. Ş. Esendal.

48

boş dönmek

hiçbir şey elde edemeden geri gelmek: 'Ankara'ya giden hiçbir heyetin geri boş döndüğünü görmedik.' -Y. Kemal.

111

boş durmak

işsiz kalmak, çalışmamak: 'Mustafa Kemal'in hiç boş durduğu yoktu.' -F. R. Atay.

43

boş durmamak

1) her zaman bir işle uğraşmak; 2) birinin yaptığına karşılık olarak bir harekette bulunmak: 'Bizden sonra cenaze çıkmış bir eve benzeyen Bekirağa bölüğündeki arkadaşlar boş durmamışlardı.' -H. C. Yalçın.

103

boş düşmek

esk. İslam hukukuna göre, kadın kocasından ayrılmak.

105

boş gezenin boş kalfası

işsiz güçsüz dolaşan (kimse): 'Oraya daha çok boş gezenin boş kalfası emekliler ya da ağırbaşlı orta yaşlılar giderdi.' -H. Taner.

48

boş gezmek (gezinmek)

işsiz güçsüz dolaşmak: 'On gün boş mu gezdin?' -Ö. Seyfettin.

108

boş gözlerle bakmak

anlamsız bakmak.

44

boş kalmak

1) kimse oturmamak: 'Bir kayıkta boş kalan son yere atlayıp Galata'ya geçerken kafası hem umut hem de endişeyle doluydu.' -İ. O. Anar. 2) işsiz kalmak: 'Her senede üç dört ay, bahusus kışın boş kalırız.' -S. F. Abasıyanık.

50

boş kile dipsiz ambar

dipsiz kile boş ambar.

107

boş konuşmamak

gerçekleri söylemek, bilgisine dayanarak anlatmak: 'Amiralin sözlerine inanmak lazım, boş konuşmaz.' -F. F. Tülbentçi.

101

boş koymak

yoksun bırakmak.

112

boş ol (olsun)

esk. erkeğin karısını boşamak için söylediği söz: 'Boş ol deyince karılarının pılı pırtı toplayıp gitmesini hayalliyorlar.' -C. Uçuk.

114

boş oturmak

hiçbir işi olmamak.

110

boş vermek

argo aldırmamak: 'Aldırmayacaksın, boş vereceksin, güleceksin.' -N. F. Kısakürek.

120

boş yerine vurmak

böğürlerine vurmak.

109

boşa almak

1) askıya almak; 2) motorlu araçlarda vites kolunu vitesten kurtarmak, rölantiye almak.

107