En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Deyimler

rayına oturtmak

bir işi yoluna, yöntemine koymak, düzgün işler duruma getirmek.

105 görüntülenme

akarına bırakmak

işin sonucunu sabırla beklemek, doğal gelişmeyi beklemek: 'İçeriğin nasıl aktarılacağına dikkat etmiş, dilin olanaklarını akarına bırakmıştır.' -S. İleri.

105 görüntülenme

ceza vermek

1) cezalandırmak; 2) para cezası ödemek.

105 görüntülenme

sözü ağzında gevelemek

lafı ağzında gevelemek.

105 görüntülenme

ters anlamak

yanlış yorumlamak, doğru anlam vermemek: 'Hegel'in bu sözünü ters anlamamak gerek.' -N. Hikmet.

105 görüntülenme

köşebaşını tutmak

etkili olabilecek en önemli makamda bulunmak veya o yeri ele geçirmek: 'Amatör diplomatlar, küme küme köşebaşlarını tutmuş ve bozgunculuk propagandasına girmişti.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

105 görüntülenme

avukat tutmak

adli işlemleri gereğince yerine getirmek için bir avukata vekâletname verip onu yetkili kılmak: 'Kasabadan Bilâl Efendi'yi avukat tuttular.' -M. Ş. Esendal.

105 görüntülenme

üstün bulmak (görmek)

bir şeyi veya kimseyi başkasından daha değerli bulmak veya görmek.

105 görüntülenme

misal göstermek

örnek vermek: 'Çocuklarıma beni misal gösterdiğini, ağzım kulaklarıma vararak öteden beriden işitiyordum.' -R. N. Güntekin.

105 görüntülenme

teslimiyet göstermek

birinin isteğini olduğu gibi kabul etmek.

105 görüntülenme

baş vermek

1) çıban olgunlaşmak; 2) buğday vb. bitkiler başak bağlamaya başlamak, başak oluşmak; 3) gemi, kayık vb.ni döndürmek, çevirmek: 'En sonunda rüzgârların istikametine baş verdi.' -S. F. Abasıyanık. 4) ortaya çıkmak, belirmek: 'Fransızlardan, neler olup bittiğini, neden müttefikler arasında bazı sorunların baş vermiş olduğunu öğrenmeleri isteniyordu.' -A. Kulin.

105 görüntülenme

kafasına göre

istediği gibi: 'Otopark görevlileri, arabayı kendi kafalarına göre bir yere çekerlerdi.' -A. Ümit.

105 görüntülenme

mola almak

voleybol ve basketbolda taktik alışverişi yapmak için bir süre ara istemek.

105 görüntülenme

yurt edinmek (tutmak)

bir yeri kendisine, ailesine yurt olarak kabul etmek, vatan tutmak.

105 görüntülenme

boyunduruğa atmak (almak)

güreşte hasmın başını koltuk altına alıp boynuna kol dolamak.

105 görüntülenme

para dönmek

rüşvetle iş yapılmak.

105 görüntülenme

başa güreşmek

1) yağlı güreşte, en usta pehlivanlar başpehlivanlık için yarışmak; 2) mec. en üstün sonucu elde etmek veya bir işte en üst noktaya gelmek için mücadele vermek.

105 görüntülenme

rızkını çıkarmak

günlük yiyecek parasını çıkarmak.

105 görüntülenme

kafasından çıkarmak (atmak)

bir şeyi unutmak veya ondan vazgeçmek: 'Bir rüyadan böyle abuk sabuk sonuçlar çıkardığım için kendimi suçlayarak bu tuhaf düşünceleri attım kafamdan.' -A. Ümit.

105 görüntülenme

üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi

1) tembel, uyuşuk, cansız, miskin; 2) çok derin bir biçimde.

105 görüntülenme

takım tutmak

spor takımlarından birini desteklemek.

105 görüntülenme

ayağını (ayaklarını) sürümek

1) verilen bir işi ağırdan almak; 2) bir yerden uzaklaşmak üzere bulunmak; 3) halk inanışına göre bir kimse gelirken ardından başkalarının da gelmesine yol açmak; 4) ölmek üzere olmak.

105 görüntülenme

davacı olmak

dava etmek.

105 görüntülenme

bir dostluk kaldı!

mal azaldığında satıcıların kullandığı bir müşteriyi özendirme sözü.

105 görüntülenme

adam değilim

'herhangi bir durumun gerçekleşmemesi durumunda, kendisinin insan sayılamayacağı' anlamında kullanılan bir söz.

105 görüntülenme

ayağının (ayaklarının) altını öpeyim

'yalvarırım' anlamında kullanılan bir söz: 'Dadıcığım merhamet... Ayaklarının altını öpeyim...' -H. R. Gürpınar.

105 görüntülenme

başı üstünde yeri olmak

1) her zaman iyi karşılanmak, ağırlanmak: 'İyi, sefa geldiler, hoş geldiler, başımızın üstünde yerleri vardı elbet.' -T. Dursun K. 2) bir düşünce veya davranışı uygun bulmak.

105 görüntülenme

çakı gibi

1) canlı ve atik: 'Övünmek saymazsanız çakı gibi topçu subayı oluyordum.' -R. Erduran. 2) sağlıklı.

105 görüntülenme

çakı suyu kesiyor

bıçak suyu kesiyor.

105 görüntülenme

çakılı kalmak

1) yerini veya biçimini değiştirmeden durmak; 2) iz bırakmak: 'O günkü sözleri çakılı kaldı bende.' -N. Cumalı.

105 görüntülenme