En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Deyimler

cemaatle namaz kılmak

imama uyarak namaz kılmak.

105 görüntülenme

(birine) fikir danışmak

bilgi edinmek için bir yetkiliden bilgi almak.

105 görüntülenme

dal vermek

dayanmak, yaslanmak.

105 görüntülenme

kibrine yedirememek

gururuna dokunmak: 'Sütninenin üstüne düşmeyi kibrine yediremediği için merak etmiyormuş.' -R. N. Güntekin.

105 görüntülenme

abdest tazelemek

abdesti bozulmadığı hâlde yeniden abdest almak.

105 görüntülenme

cepheden cepheye koşmak

durmadan değişik cephelerde savaşmak, yılmak bilmemek.

105 görüntülenme

abdesti kaçmak

abdesti bozulmak.

105 görüntülenme

falso vermek

1) bozulmaya yüz tutmak: 'Artık İstanbul'da her şey gevşemiş, falso vermişti.' -Ö. Seyfettin. 2) açık vermek.

105 görüntülenme

hükûmet etmek

bir ülkenin yönetimini elinde bulundurmak.

105 görüntülenme

süt vermek

emzirmek.

105 görüntülenme

dalgınlığına getirmek

birinin dalgınlığından yararlanıp kendi isteğini gerçekleştirmek: 'Bir dalgınlığına getirip dışarı kaçıyor.' -M. Ş. Esendal.

105 görüntülenme

mide bulandırmak

1) kusacak bir duruma getirmek: 'Dibinde, kıyılmış kertenkele ve yılan parçaları varmış gibi midesini bulandırmıştı.' -P. Safa. 2) mec. kuşkulandırmak.

105 görüntülenme

yüzü kireç kesilmek

yüzünde renk kalmamak: 'Bizim bacınınsa yüzü kireç kesildi.' -Halikarnas Balıkçısı.

105 görüntülenme

boşa çıkarmak

olumlu bir sonuç alınmasını engellemek: 'Çocuklar her atılımını boşa çıkarıyor, onunla alay ediyorlar.' -A. İlhan.

105 görüntülenme

hüzne kapılmak

hüzünlenmek.

105 görüntülenme

kendini tutamamak

1) bir durum karşısında sessiz ve heyecansız kalamamak: 'Böyle bir taksim, bir gazel dinleyenler arasında, coşarak, kendilerini tutamayarak ağlayanlar az mıydı?' -A. Ş. Hisar. 2) kendine hâkim olamamak.

105 görüntülenme

layığını bulmak

1) dengini, yaraşır eşini bulmak; 2) hak ettiği cezayı bulmak: 'İster misin, Tayfun'un da gözüne ilişsin; layığını bulmuş diye sevinsin.' -S. M. Alus.

105 görüntülenme

ümüğüne sarılmak

bir iş için birini çok sıkıştırmak.

105 görüntülenme

söze karışmak

başkaları konuşurken araya girip konuşmak: 'Birdenbire söze karışarak düdük gibi bir sesle işi doğruladı.' -R. N. Güntekin.

105 görüntülenme

tereciye tere satmak

birine çok iyi bildiği bir şeyi öğretmeye kalkmak: 'Edebiyat dünyamız tereciye tere satmaya kalkışan sahte şöhretlere, üçkâğıtçılara kısa bir zaman için katlanıyor.' -B. Necatigil.

105 görüntülenme

rayına oturtmak

bir işi yoluna, yöntemine koymak, düzgün işler duruma getirmek.

105 görüntülenme

akarına bırakmak

işin sonucunu sabırla beklemek, doğal gelişmeyi beklemek: 'İçeriğin nasıl aktarılacağına dikkat etmiş, dilin olanaklarını akarına bırakmıştır.' -S. İleri.

105 görüntülenme

ceza vermek

1) cezalandırmak; 2) para cezası ödemek.

105 görüntülenme

sözü ağzında gevelemek

lafı ağzında gevelemek.

105 görüntülenme

ters anlamak

yanlış yorumlamak, doğru anlam vermemek: 'Hegel'in bu sözünü ters anlamamak gerek.' -N. Hikmet.

105 görüntülenme

köşebaşını tutmak

etkili olabilecek en önemli makamda bulunmak veya o yeri ele geçirmek: 'Amatör diplomatlar, küme küme köşebaşlarını tutmuş ve bozgunculuk propagandasına girmişti.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

105 görüntülenme

avukat tutmak

adli işlemleri gereğince yerine getirmek için bir avukata vekâletname verip onu yetkili kılmak: 'Kasabadan Bilâl Efendi'yi avukat tuttular.' -M. Ş. Esendal.

105 görüntülenme

üstün bulmak (görmek)

bir şeyi veya kimseyi başkasından daha değerli bulmak veya görmek.

105 görüntülenme

misal göstermek

örnek vermek: 'Çocuklarıma beni misal gösterdiğini, ağzım kulaklarıma vararak öteden beriden işitiyordum.' -R. N. Güntekin.

105 görüntülenme

teslimiyet göstermek

birinin isteğini olduğu gibi kabul etmek.

105 görüntülenme