En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Deyimler

söze karışmak

başkaları konuşurken araya girip konuşmak: 'Birdenbire söze karışarak düdük gibi bir sesle işi doğruladı.' -R. N. Güntekin.

78 görüntülenme

kösteği kırmak

1) çocuk yürümeye başlamak; 2) bağlı bulunduğu yerle ilişiğini kesmek.

78 görüntülenme

dizgin vurmak

dizgin takmak.

78 görüntülenme

köşe bucağa dağılmak

1) her tarafa yayılmak: 'Köşe bucağa dağılmış ürkek hizmetçilerini çağırır.' -A. Erhat. 2) darmadağın olmak.

78 görüntülenme

fark yapmak

üstünlük sağlamak.

78 görüntülenme

kepenk kapatmak

çalışamaz duruma gelmek: 'Belediye çavuşu yanında jandarma onbaşısı, çarşıyı dolaşmış, esnafa kepenk kapattırmıştır.' -T. Buğra.

78 görüntülenme

köşe bucak kaçmak (saklanmak)

kimseye görünmek istememek: 'Anası köşe bucak kaçıyor, tenha bir yer buldukça hıçkırıyordu.' -R. Enis.

78 görüntülenme

köşe kapmaca oynamak

biri başkasına gidip bulamadığı sırada, o da kendisine gelip bulamamak, birbirini arayıp durmak.

78 görüntülenme

zihnini dağıtmak

gerektiği gibi düşünmemek.

78 görüntülenme

karaborsaya düşmek

bir mal gizlice pahalıya alınıp satılır olmak.

78 görüntülenme

köşe tutmak

karışmak, kendini belli etmek, görünmek: 'Kemanın ince gıy gıylarına boş mağaralardaki ses akisleri gibi öten pes perdeden bir öksürük köşe tutuyor.' -H. E. Adıvar.

78 görüntülenme

üstten bakmak

kibirli, gururlu bir biçimde.

78 görüntülenme

değer vermek

değerli saymak, önem vermek.

78 görüntülenme

üstü kalsın

hesaptan artakalan az miktardaki paranın alınmaması, bahşiş olarak bırakılması sırasında söylenen bir söz.

78 görüntülenme

düğümünü çözmek

anlaşılmaz bir şeyi anlaşılır duruma getirmek.

78 görüntülenme

karagözlük etmek

güldürüp eğlendirecek davranışlarda bulunmak.

78 görüntülenme

tadını çıkarmak

bir şeyin güzelliğinden veya sağladığı imkânlardan yeterince yararlanmak: 'Kırlarda karısı ile birlikte çıkacakları uzun at gezintilerinin, ocak ateşlerinin tadını çıkarırdı.' -N. Cumalı.

78 görüntülenme

üstünde hakkı olmak

birinde emeği, iyiliği, hakkı bulunmak: 'Hanımının, çocuklarının üstünde bunca yıllık hakkım var diye ağlamaya başladı.' -R. N. Güntekin.

78 görüntülenme

teşebbüsü ele almak

öne atılıp bir işi yönetmeye başlamak.

78 görüntülenme

miras yemek

1) kendine miras kalmak: 'Erkek çocuk ne kadar miras yerse kız çocuk da o kadar miras yer.' -F. R. Atay. 2) kendine kalan mirası tüketmek: 'Son zamanlarda İzmir'deki gazinocu bir amcasından beş bin liralık bir de miras yemişti.' -H. Taner.

78 görüntülenme

papaza dönmek

saçı ve sakalı uzamak, darmadağın olmak.

78 görüntülenme

üstünden başından akmak

durumu belirgin bir biçimde anlaşılmak: 'Üstünden başından itina akan bir yolcudan yol sorulabilir mi?' -S. F. Abasıyanık.

78 görüntülenme

eli armut devşirmek

birisini bir iş yaparken öbürü boş durmak: 'Bu insanlar bu güzel şehirleri kurarken bizim ellerimiz armut mu devşiriyordu?' -B. R. Eyuboğlu.

78 görüntülenme

tahkime gitmek

herhangi bir anlaşmazlığı, çözülmesini sağlamak için tahkim kuruluna taşımak.

78 görüntülenme

ızdırap çekmek

ağrı ve acı içinde kıvranmak, aşırı derecede üzülmek.

78 görüntülenme

revaç bulmak

geçerli ve değerli sayılmak: 'Falcılık bilhassa işlerin kötüleştiği yerlerde revaç bulur.' -N. Hikmet.

78 görüntülenme

tahlilden geçirmek

gözden geçirmek: 'Kalabalığı kısa ve kuş bakışı bir tahlilden geçirelim.' -F. R. Atay.

78 görüntülenme

boynuz eğmek

istemeyerek uymak, karşı tarafın gücünü kabul etmek.

78 görüntülenme

güneş çarpmak

sıcak havada güneş altında çok kalmaktan hasta olmak.

78 görüntülenme

serde ... var

alay sözü edilen kimsedeki bir niteliği anlatan söz: 'Bakakalırım giden geminin ardından / Atamam kendimi denize, dünya güzel / Serde erkeklik var, ağlayamam' -O. V. Kanık.

78 görüntülenme