Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

fiyat vermek

isteyeceği veya ödeyeceği fiyatı bildirmek: 'Ne fena fena bakar, ne de olmayacak bir fiyat verdiğim zaman homurdanır.' -S. F. Abasıyanık.

96

fiyatları dondurmak

fiyatların yükselmesini önlemek, fiyatların olduğu gibi kalmasını sağlamak.

34

flört etmek

karşı cinsten biriyle duygusal ilişki kurmak, çıkmak: 'Bir delikanlıyla flört edince hemen adınız dolaşmaya başlardı ortalıkta.' -A. Ümit.

108

fol yok yumurta yok

bir konu ile ilgili ortada hiçbir belirti olmadığı hâlde varmış gibi bir kuşkuya düşüldüğünde kullanılan bir söz: 'Kız kardeşi ile Mahir daha ortada fol yok yumurta yokken gelin güveyi olmuşlar.' -H. R. Gürpınar.

116

fonda etmek

demir atmak: 'Bir iki geminin fonda ediş gürültüsünü duyan Çakır Ayşe, kıyıya seğirtti.' -Halikarnas Balıkçısı.

99

fondip yapmak

bir solukta, bir dikişte içmek.

33

fora etmek

1) açmak, çözmek: 'Diğeri ise yelkeni fora etti.' -A. Midhat. 2) argo çıkarmak: 'Arkadaşlar da derinliğine bir samimiyetle ceketlerini fora etmişler.' -Ç. Altan. 3) argo bıçak, tabanca vb.ni çekip çıkarmak; 4) açmak, çıplak duruma getirmek: 'Gözlerine sürme çeken, kolunu ve omzunu fora eden kız yani ben, kendime yabancı geliyordum.' -H. E. Adıvar.

113

format atmak (çekmek)

biçimlendirmek.

102

formda olmak

gerekli güç ve yeteneklere sahip olmak: Güreşçilerimiz formda olmak zorundadır.

107

formdan düşmek

güç ve yeteneği yitirmek.

97

formunu korumak

1) gerekli güç ve yeteneği bozmadan sürdürmek; 2) diri ve canlı görünmek.

99

formül bulmak

bir işi çözümleyecek çıkar yol bulmak, çözüm bulmak: 'O, bu nazik duruma karşı bir formül bulmuştu.' -R. N. Güntekin.

109

forsu olmak

bir konuda saygınlığı, gücü, söz geçirirliği bulunmak.

41

forsunu yitirmek (kaybetmek)

etkinliğini ve saygınlığını kaybetmek.

95

fos çıkmak

bir işin sonu gelmemek, boş çıkmak.

103

fotoğraf çekmek

fotoğraf makinesiyle görüntü tespit etmek.

37

fotoğrafını almak

fotoğraf makinesiyle görüntüsünü tespit etmek.

35

foyası meydana (ortaya) çıkmak

bir olay dolayısıyla bir kimsenin kötü niteliği ortaya çıkmak: 'Utanmazlık siyasetinin veya utanmaz siyasinin önünde sonunda foyası meydana çıkar.' -B. Felek.

99

foyasını belli etmek

göz boyacılığı, suçu, kötü niteliği veya gizli niyeti ortaya çıkmak: 'İnsana güzel gibi gelen, foyasını ancak gözle görülür şeklin içinde belli eden bir âlemdedirler.' -S. F. Abasıyanık.

47

fön çekmek

aletle saçı kurutup biçim vererek taramak.

100

Fransız kalmak

1) anlatılan bir konuyu anlayamamak; 2) herhangi bir konudan uzak kalmak.

95

fren yapmak

freni kullanarak taşıtın hızını kesmek veya taşıtı durdurmak.

98

freni patlamak (tutmamak)

1) fren, görevini yapmamak; 2) mec. bir iş denetimden çıkmak.

117

frikik vermek

argo göğüs, bacak gibi vücudun belirli bölümlerini, bilerek veya bilmeyerek gereğinden fazla açarak göstermek.

102

frikik yakalamak

argo bilerek veya bilmeyerek gereğinden fazla açılmış olan göğüs, bacak gibi vücudun belirli bölümlerini görmek.

98

fücceten gitmek

ansızın ölmek.

34

fülsüahmere muhtaç olmak

çok fakir, düşkün, zavallı olmak.

110

fütur etmemek

umursamamak, önemsememek: 'El âlem huzurunda fütur etmeden akıllarına estiği zaman gelir, iki tek atarlar.' -S. F. Abasıyanık.

98

fütur getirmek

bezginlik getirmek, bezmek.

102

gadre uğramak

haksız davranışlarla karşı karşıya gelmek: 'Önce kendini gadre uğramış sanan Nahit rolünü öğrenince utandı.' -T. Buğra.

100