Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

ışıl ışıl yanmak

parlamak: 'Gözleri ışıl ışıl yanan bir kara kedi gibi pusudaydı.' -K. Korcan.

77

ızdırap çekmek

ağrı ve acı içinde kıvranmak, aşırı derecede üzülmek.

70

ibaret olmak (kalmak)

1) -den oluşmak, meydana gelmek: 'Büyük önderin bize verdiği mükâfat bundan ibaret değildi.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) ancak bu kadar olmak.

35

ibiş gibi

yüz ve davranışları gülünç olan (kimse).

81

ibre birinden yana dönmek

herhangi bir konuda birisi avantajlı duruma geçmek.

82

ibret almak

ders almak: 'Azizim, korkarım ki günün birinde bizi tamamıyla mahvedecek şey de bu olmasın; karşımızdakilerden biraz ibret almalıyız, efendim.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

36

icabına bakmak

1) gereğini yerine getirmek; 2) mec. bir kimseyi yok etmek, ortadan kaldırmak.

77

icara vermek

kiraya vermek: 'Tek hanemi sizin gibi asil bir aileye icara vereyim.' -P. Safa.

80

icat çıkarmak

1) hoş görülmeyen yeni bir huy, davranış göstermek; 2) yadırganan bir yol tutmak; 3) ortaya gereği olmayan bir sorun atmak.

58

icat etmek

1) ilk kez yeni bir şey yaratmak: 'Nihayet, yaza çize ilk satırı üç nokta ile başlayan yeni bir tarz icat ettim.' -Y. Z. Ortaç. 2) bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek: 'Çok durduğumdan şüphelenmesinler diye uydurma bir tamir icat ettim.' -A. Gündüz.

99

icazet almak

1) izin, onay almak: 'Bir çift ayakkabı almak için dahi ondan icazet almak zorunda kalıyorum.' -A. Kulin. 2) diploma almak.

34

icazet vermek

izin, onay vermek.

77

icraata geçmek

uygulamaya veya çalışmaya başlamak: 'Edebiyat konusunda hükûmet daima bizim fikrimizi alır, ondan sonra icraata geçer.' -H. Taner.

81

icraya vermek

alacağın borçludan alınabilmesi için icraya başvurmak.

78

iç açmak

gönle ferahlık vermek, gönlü ferahlatmak.

80

iç bağlamak

iç tutmak.

84

iç çekmek

üzüntüyle derinden soluk almak: 'Hafif hafif iç çekmeler, tek hıçkırıklar, konser hâlinde ağlamalar.' -H. E. Adıvar.

87

iç dökmek

içini dökmek: 'Akşamları ikişer üçer kadeh içer, karşılıklı iç dökerdik.' -N. Cumalı.

38

iç etmek

argo eline geçen bir şeyi sahibine bildirmeyerek kendine mal etmek: 'Hem parayı iç et, üstüne bir de söv, ha?' -O. Hançerlioğlu.

76

iç geçirmek

derin soluk alarak üzüntüsünü belli etmek: 'Derin bir iç geçirişti ki ah çekişti denilebilir.' -R. H. Karay.

84

iç gıcıklamak

1) istek uyandırmak; 2) huylandırmak.

74

iç güveyisi girmek

karısının ailesinin evinde oturmak üzere evlenmek: 'O, zengin bir eve iç güveyisi olarak girmeye razı olmamış.' -A. Ş. Hisar.

80

iç güveyisinden hâllice

şaka 'nasılsın' sorusuna 'eh işte, fena değil' anlamında verilen karşılık.

73

iç içe girmek (geçmek)

1) karmakarışık olmak; 2) uygun bir biçimde birbirinin içine girmek; 3) kaza sonucu araçlar birbirine girmek; 4) birbirinden ayrılamaz durumda olmak: 'Burada tarih ile masal iç içe girmiş durumdadır; hangisi masal, hangisi tarih, karışır gider birbirine.' -M. C. Anday.

86

iç tutmak

yemişin içi oluşmak: 'Oysaki cevizlerin iç tuttuğuna bakılırsa yaz geçiyordu.' -N. Cumalı.

77

içeri girmek

1) bir iş veya alışverişte zarar etmek: Bu işte bir milyar lira içeri girdim. 2) hapse girmek.

36

içeride olmak

1) zarar etmiş olmak, borçlanmış olmak; 2) hapishanede olmak.

33

içeriden çıkmak

hapisten kurtulmak, serbest kalmak: 'Umarım şimdi anlıyorsundur uzun süre yatan kişilerin içeriden nasıl çıktıklarını.' -İ. Aral.

79

içeriye atmak (almak veya tıkmak)

hapsetmek: 'Bundan da başka yarın bunu tutar, içeri tıkabilirdi.' -M. Ş. Esendal.

33

içeriye dalmak

1) kapalı bir yere hızlıca girmek: 'Bir taş merdivenden çıkıp yarı açık duran bir tahta kapıdan içeriye dalıyorlardı.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) bir yere izinsiz girmek.

81