Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

içi kazınmak (kıyılmak)

açlıktan midesinde eziklik duymak.

46

içi paralanmak (parçalanmak)

birine acıyarak çok üzülmek: 'Yusuf için her fedakârlığa razı idim. Fakat buna imkân göremiyordum. İçim parçalandı.' -R. N. Güntekin.

105

içi rahat etmek

kaygı duyulacak bir konu bulunmadığını öğrenerek ferahlamak: 'Vehbi Dede itiraz etmezse içi rahat edecek.' -H. E. Adıvar.

108

içi sıkılmak

bunalmak: 'Sekiz saattir trendeyim. Tren boş ve neşesiz. İçim sıkılıyor.' -A. Haşim.

40

içi sızlamak

bir şey veya kişi için çok üzülmek.

104

içi sürmek

ishal olmak.

116

içi titremek

1) özen göstermek; 2) çok üşümek; 3) duygulanmak.

106

içi vık vık (fık fık, pır pır) etmek

sabırsızca, tedirgin davranmak.

121

içi yağ bağlamak

yüreği yağ bağlamak.

103

içi yanmak

1) çok susamak; 2) büyük bir acı, sıkıntı vb. nedenlerle çok üzülmek: 'Sanki ağlayan ve en çok içi yanan o değildi.' -T. Buğra. 3) bir şeye karşı büyük bir özlem duymak: 'Biliyorum içiniz vatan aşkıyla yanıyor, aynen benim gibi.' -M. İzgü.

53

için için gülmek (gülümsemek)

belli etmeden, gizli gizli gülmek: 'Belki tramvayda, vapurda yan yana giderken, o ona için için gülmüştür, belki de alay etmiştir.' -N. Hikmet.

108

için için kaynamak

aşırı heyecan, gözü peklik ve hareket içindeyken bunu belli etmemek.

105

için için yanmak

1) ateşin yanması sürmek, farkına varılmadan yanmak: 'Pamuk için için yanıyor, zaman zaman küçük parıltılar çıkarıyordu.' -A. Kutlu. 2) mec. dışa vurmadan çok üzülmek.

52

içinde kaybolmak

1) göze çarpmamak: 'Fakat götürdükleri eşya da kendileri de koca köşkün içinde kayboldular.' -R. N. Güntekin. 2) giysi çok büyük gelmek; 3) beklenen sonuca ulaşamamak.

116

içinde olmak

1) herhangi bir özellik yaradılışında var olmak; 2) hevesli, istekli olmak.

104

içinden bir şeyler kopmak

içi ezilmek: 'İdris Bey atına binip köyden ayrılırken içlerinden bir şeyler koptu.' -Y. Kemal.

105

içinden geçirmek

bir şeyi yapmayı düşünmek.

42

içinden geçmek

düşünmek, aklından geçmek: 'İçinden geçip de bir türlü açığa vuramadığı sözleri, şimdi ezberlenmiş bir nutuk veya bir dua hâlinde söylüyordu.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

113

içinden gelmek

bir şeyi yapmak için içten bir istek duymak: 'Yüzüne bakmak istemiyordum, onu aşağılamak istediğimden değil içimden öyle geliyordu.' -A. Ümit.

70

içinden kan gitmek

içi kan ağlamak: 'Şu kadıncağıza öyle acıyorum ki içimden kan gidiyor.' -O. Kemal.

111

içinden konuşmak

kimsenin duymayacağı kadar yavaş sesle konuşmak.

108

içinden okumak

1) ses çıkarmadan okumak; 2) argo sessiz bir biçimde sövmek.

110

içinden yanmak

çok istemek, sabırsızlık göstermek: 'Yanımızdan bir ayak evvel kaçmak için içinden yanıyor.' -H. E. Adıvar.

41

içine almak

kapsamak.

45

içine ateş atmak

aşırı acı, sıkıntı veya üzüntü verecek davranışta bulunmak: 'Nazmiye'nin içine avuçla ateş atıp evden içeri giriyor ama başını kaldırıp pencereye bakmıyordu.' -O. Kemal.

105

içine ateş düşmek

büyük bir acı ve üzüntünün etkisi altına girmek: 'Pamuk zamanı gelince, köylüler Toros'tan pamuğa dökülünce içine bir ateş düştü, duramaz oldu.' -Y. Kemal.

107

içine atmak

1) sıkıntısını kimseye belli etmemek; 2) yapılan bir kötülüğe karşı sesini çıkarmamakla birlikte, bunu unutmamak.

145

içine baygınlıklar çökmek

sıkıntı, fenalık basmak: 'Şevki, ekmek öpüp çocukları üzerine yemin ettikçe onun içine baygınlıklar çöküyordu.' -M. Ş. Esendal.

111

içine çekilmek (kapanmak)

çevresindeki kişilerle ilgi kurmamak, duygularını kimseye açmamak: 'O sene çok içine çekilmiş, daima boş vakti kütüphanede geçen ağır bir talebe vaziyetini almıştı.' -H. E. Adıvar.

114

içine çekmek

1) soluk almak; 2) mec. bilincine varmak, anlamak: 'Bu barut kokulu alçaklık ve zorbalık havasını uzun uzun, derin derin içine çekti.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

49