Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

içinin yağı erimek

telaş veya kaygı ile üzülmek: 'İçimizin yağı eridiği hâlde umursamadığımızı göstermek için kendimizi cendereye soktuğumuz yıllar...' -H. Taner.

72

içli dışlı olmak

karşılıklı olarak candan ve içten davranmak, teklifsiz görüşmek: 'Toprakla insan hiçbir edebiyatta böylesine içli dışlı değildir.' -C. Meriç.

119

içli dışlı tanımak

yakından, bütün özellikleriyle bilmek: 'Kaç kat elbiseleri olduğuna varıncaya kadar içli dışlı tanıyordu.' -R. N. Güntekin.

109

içtikleri su ayrı gitmemek

sıkı fıkı dost, arkadaş olmak: 'İçtikleri su ayrı gitmez, her derdini onunla paylaşırdı.' -H. Topuz.

117

idare etmek

1) yönetmek, çekip çevirmek: 'Devleti, sadece idare edenlerin sorumluluğuna bırak-mak ve bir daha onu düşünmemek, sosyal şuura sahip olmamak demektir.' -M. Kaplan. 2) tutumlu kullanmak: 'Lakin siz, yine sabaha kadar kalacakmışız gibi idare edin mumu.' -R. N. Güntekin. 3) yetmek, yetişmek: 'Evler ve dükkânların Ahmet'i idare edeceği belli idi.' -S. F. Abasıyanık. 4) alışverişte yeterli olmak, kurtarmak: Bu kumaşı o fiyata veremem; idare etmez. 5) göz yummak, hoş görmek; 6) örtbas etmek.

109

idaresini bilmek

yerine göre harcamak, tutumlu davranmak.

114

iddiaya girmek (tutuşmak)

karşıt iddialarda bahse girişmek: 'Balkonda yan yana oturmuş, bir yandan tutulan Ay'ı izlerken, bir yandan da iddiaya girmiştik.' -N. Eray.

99

idman yapmak

beden hareketleri yapmak: 'Evinden yalnız idman yapmak için çıktığına eminim.' -S. F. Abasıyanık.

106

idrak etmek

1) akıl erdirmek, anlamak, kavramak. 2) erişmek, ulaşmak: Cumhuriyetin yetmiş beşinci yılını idrak ettik. 3) ruh b. algılamak.

111

ifade vermek

huk. bir olayla ilgili olarak gördüğünü, bildiğini yetkili veya ilgili kimseye söylemek.

36

iflah olmamak

1) onmamak, düzelmemek: 'Dal çürük çıktı mı otuz metreden düşen iflah olmuyor artık.' -H. Taner. 2) doğru davranışta bulunmamak.

109

iflahı kesilmek

çaresiz kalmak: 'Benim dört çeşit insan karşısında iflahım kesilir.' -H. Taner.

105

iflahını kesmek

tkz. gücünü tüketmek, bir daha düzelemeyecek bir duruma getirmek: 'Bunlar dişlerine kestirdikleri mahkûma iflahını kesinceye kadar gaddarca saldırırlar.' -K. Korcan.

102

iflas bayrağını çekmek (borusunu çalmak)

tkz. 1) ticarette batmak; 2) her şeyini yitirmek.

105

iflas etmek

1) bir kimse veya kuruluş için mahkeme kararıyla anaparasını yitirdiği açıklanmak, batmak: 'Ayna ithal edermiş, sonra iflas etmiş, az buçuk oynatmış.' -S. F. Abasıyanık. 2) mec. düşünce, iddia, tez, kimse vb. yenilgiye uğramak, değeri düşmek.

94

ifrat tefritte kalmak (bulunmak)

herhangi bir konuda çok ileri gitmek veya geride kalmak.

97

ifrata kaçmak

çok ileri gitmek, aşırı davranmak.

31

ifrata vardırmak

bir şeyin ölçüsünü kaçırmak.

100

ifrit kesilmek (olmak)

çok öfkelenmek, çok kızmak: 'Arzuma karşı konulunca ifrit kesildiğimi pek iyi bildiğinden ses çıkarmadı.' -R. H. Karay.

38

iftihara geçmek

okuldaki başarısı ve iyi davranışları sebebiyle üstün öğrenci seçilmek, övünç çizelgesinde yer almak.

110

iftira atmak

iftira etmek: 'Elin nur topu gibi kızına iftira atmak doğru mu?' -A. Gündüz.

92

iftira çalmak

iftira etmek: 'On parmağınızda on kara, iftira üstüne iftira çalıyorsunuz.' -T. Buğra.

37

iftiraya uğramak

kasıtlı ve asılsız suç yüklenmek: 'Uykusuzdum, yorgundum, bir otobüs dolusu insanın içinde iftiraya uğramıştım.' -A. Ağaoğlu.

110

iğfal etmek

1) esk. aldatmak, kandırmak, baştan çıkarmak: 'Bu takdirde hem kendilerini hem de milleti iğfal etmiş olurlar.' -Atatürk. 2) ırzına geçmek, tecavüz etmek: 'Bir genç kızı izdivaç vaadiyle iğfal etmiş bir adamın mesuliyetini, vicdan azabını ve nihayet hicabını duyuyordu.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

100

iğne atsan yere düşmez

çok kalabalık: 'Sabah sabah davullar vurulup meydan kurulur. Aman öyle bir kalabalık olur ki iğne atsan yere düşmez.' -E. C. Güney.

57

iğne deliği gibi

küçücük.

108

iğne deliğinden geçmek

1) aşırı derecede zayıflamak; 2) herhangi bir işte, durumda zorlu bir süreçten geçmek.

104

iğne deliğinden Hindistan'ı seyretmek

küçük bir olaydan büyük anlamlar çıkarmak.

44

iğne deliğine girmek

kimsenin bulamayacağı bir biçimde gizlenmek, saklanmak.

96

iğne ile kuyu kazmak

yetersiz araçlarla, sürekli ve sabırlı bir biçimde çalışıp çok güç olan veya çok ağır yürüyen bir işi başarmaya çalışmak: 'İğne ile kuyu kazmak gibi bir şeydi oymacılık.' -Ç. Altan.

55