Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

iğne ipliğe dönmek

çok zayıflamak: 'Sabun toprakta eridikçe insanın düşmanı da oturduğu yerde erir, iğne ipliğe dönermiş.' -R. N. Güntekin.

91

iğne üstünde oturmak

diken üstünde oturmak: 'Konuk kadının durgunluğu evdeki tedirginliktendi, iğne üstünde oturuyormuşçasına eğretiydi duruşu.' -B. Günel.

98

iğne yapmak (vurmak)

iğne ile vücuda sıvı bir ilaç vermek: 'Ölecek miyim? İğne yap bana doktor diyordu.' -S. F. Abasıyanık.

98

iğne yemek

iğne olmak: 'Sonunda doktorların ısrarıyla bir sürü kuduz iğnesi yedi.' -R. Erduran.

40

iğne yutmuş ite (maymuna) dönmek

argo zayıf ve bitkin duruma gelmek: 'Birbirimizle kavga etmekten, bekârlıktan, biraz açlıktan, iğne yutmuş ite dönmüştük.' -M. Ş. Esendal.

101

ihaleye çıkarılmak

eksiltmeye veya artırmaya çıkarılmak.

94

ihanete uğramak

aldatılmak, sadakatsizlik görmek: 'Nerede sadakat beklersek orada ihanete uğrarız.' -A. Ş. Hisar.

86

ihata etmek

1) çevirmek, çevrelemek, kuşatmak, sarmak: 'Dıştan uzatılmış bir merdivenle binanın üst kısmını ihata eden bir balkona çıkılıyor.' -H. S. Tanrıöver. 2) mec. kavramak, anlamak.

42

ihdas etmek

1) ortaya çıkarmak, meydana getirmek; 2) kurmak; 3) mec. bir şeyin olmasına, ortaya çıkmasına sebep olmak.

110

ihraç etmek

1) yurt dışına mal veya hizmet satmak; 2) mec. çıkarmak, dışarı atmak: 'Dimağlar da aynıyla hazım cihazı gibi kendisine verilen yemeğin ihtiyaca müsait olan kısmını alır, diğerini tart ve ihraç eder.' -H. S. Tanrıöver.

34

ihrama girmek

hac görevini yerine getirmek üzere ihram giymek.

96

ihramdan çıkmak

hac görevini tamamladıktan sonra giyilen ihramı çıkarmak.

97

ihtarda bulunmak

ihtar etmek: 'Mahpushane müdürüne haber salarak 'Vazifene dikkat et.' diyerek ihtarda bulunan oydu.' -K. Korcan.

35

ihtarname çekmek

huk. yasal yollarla yazılı uyarı göndermek.

105

ihtilafa düşmek

anlaşamamak, bozuşmak, uyuşamamak.

110

ihtimal vermemek

bir şeyin gerçekleşeceğini, olabileceğini hiç düşünmemek.

99

ihtisas yapmak

belli bir konuda özel eğitim görmek, uzmanlaşmak, ihtisaslaşmak: 'Ben tütüncülük üzerinde ihtisas yapmıştım.' -R. H. Karay.

99

ihtiyaca cevap vermek

gereksinimini karşılamak.

96

ihtiyatlı bulunmak

beklenmedik sonuçlara karşı hazırlıklı olmak.

34

ihtiyatlı davranmak

uyanık olmak, düşünerek davranmak: 'Benim soyulmaya değer bir şeyim olduğu kimsenin aklına gelmezdi ama yine de ihtiyatlı davranmak lazımdı.' -H. E. Adıvar.

98

ikbali sönmek

daha önce iyi olan durumu veya işi bozulmak.

94

iki ahbap çavuş

şaka her yerde hep birlikte görülen, birbirinden ayrılmayan iki arkadaş.

93

iki arada bir derede (kalmak)

sıkışık, zor şartlar altında (kalmak).

100

iki arada kalmak

birbirine karşıt iki kişi arasında ne yapacağını bilemeyerek şaşırmak.

103

iki ateş arasında kalmak

zor bir durumda karar verememek.

86

iki ayağını bir pabuca sokmak

birini bir işi hemen yapması için çok sıkıştırmak: 'Nerelerdesiniz, İhsan Bey? Hem sabah sabah iki ayağımı bir pabuca sokuyorsunuz hem ortalarda görünmüyorsunuz.' -A. İlhan.

101

iki büklüm olmak

1) yorgunluk, hastalık, yaşlılık vb. nedenlerle beli bükülmek, öne doğru eğilmek: 'İnsanlar iki büklüm olup düştükleri konduların içinde dozer kasnaklarının sesiyle irkildiler.' -L. Tekin. 2) mec. riyakârlık, dalkavukluk, gerçek olmayan saygı vb. nedenlerle iki kat olup öne eğilmek: 'Değil bu yerlerin başkanına hatta hademesine saygılarını sunmak için iki büklüm olurlar.' -H. Taner.

37

iki cami arasında kalmış beynamaz

iki yoldan hangisini tutacağını şaşırmış kimse.

96

iki çift laf (lakırtı veya söz) etmek

1) birkaç söz söylemek: 'O, keyfini etsin; karşılaştığı bir ahbapla iki çift lakırtı etsin de siz ne olursanız olun.' -N. Ataç. 2) bir araya gelerek sohbet etmek.

99

iki dirhem bir çekirdek

çok güzel ve özenli giyinmiş: 'İki dirhem bir çekirdek kadınların başlarında şemsiye, ellerinde de yelpaze.' -S. Birsel.

94