Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

abdestinden şüphesi olmamak

yaptığı işte kusuru olmadığını kesin olarak bilmek.

109

abdestsiz yere basmamak

dinî kurallara titizlikle bağlı olmak.

113

abesle iştigal etmek (uğraşmak)

yersiz, yararsız işlerle vakit öldürmek: 'Yazarlarımızın çoğu yalnızca kendi ürünlerinin ne amaçla üretildiğini sayıp dökerek bir anlamda abesle iştigal ediyorlar.' -T. Uyar.

118

abıhayat içmiş

yaşı çok ilerlemiş olmasına karşın genç görünen (kimse).

114

abliyi kaçırmak (bırakmak, koyuvermek)

1) soğukkanlılığını yitirip davranışlarını denetleyememek; 2) şaşırıp ne yapacağını bilememek.

42

ablukayı yarmak

kuşatılan bölgeden zor kullanarak dışarı çıkmak.

48

abuk sabuk konuşmak

ne söylediğini bilmeden, düşüncesiz, tutarsız konuşmak.

104

acayibine gitmek

yadırgamak, tuhafına gitmek.

108

Acem kılıcı gibi

her iki tarafı da idare edebilen, güvenilmez (kimse).

108

acemilik çekmek

alışamadığı bir işte zorluk çekmek.

97

acı (acılar) görmek

kötü günler yaşamak.

115

acı çekmek (duymak)

1) ağrı, sızı duymak: Ameliyattan sonra çok acı çekti. 2) mec. üzülmek, üzüntü içinde kalmak: 'Bu faciaya bizzat karışmışım gibi bir acı duyuyordum.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

105

acı gelmek

dokunmak, kırmak, üzmek: 'Bu durumun gerçeklerle uyumsuzluğu ona acı geliyor.' -A. Kutlu.

116

acı söylemek

olumsuz bir davranış karşısında gerçeği olduğu gibi söylemek.

115

acından ölmek

1) çok acıkmak; 2) aşırı derecede yoksul olmak.

111

acısı içine (yüreğine) çökmek (işlemek)

1) bir şeyin acısını derinden duymak; 2) kötü bir şey olacağını düşünerek önceden üzülmek.

113

acısı ortaya çıkmak

olumsuz sonucu yavaş yavaş ortaya çıkmak: 'Dur bakalım daha hele, o içtiklerinin acısı bir bir çıkacak ortaya.' -M. İzgü.

105

acısını almak

1) acılığını gidermek; 2) sızıyı dindirmek.

109

acısını bağrına (içine) basmak (gömmek)

bir üzüntüye, sıkıntıya yakınmadan katlanmak.

41

acısını çekmek

yapılan yanlış bir işin doğurduğu sıkıntı ve üzüntü içinde bulunmak.

103

acısını çıkarmak

1) acılığını yok etmek: Soğanın acısını çıkarmak. 2) mec. uğradığı maddi veya manevi zararı karşılayacak bir iş yapmak. 3) mec. öç almak: 'Ustanın kendisini küçük burjuva münevveri diye aşağılık görmesinin acısını çıkarıyor.' -N. Hikmet.

111

acısını görmek

bir yakınının ölümünü görmek.

103

aciz içinde olmak

gücü yetmemek, becerememek.

107

âciz kalmak

çok uğraşmasına karşın bir işi yapamamak: 'Kitaplar Taptuk'u anlatmaktan âciz kalır.' -A. Kabaklı.

106

acze düşmek

çaresiz kalmak, elinden bir şey gelmemek.

128

aç açık kalmak

yoksulluk içinde, evsiz barksız kalmak.

46

aç doyurmak

yoksulları beslemek.

111

aç kalmak

1) karnını doyuramamak: 'Fatma'nın yemek çantası olmasaydı, dün aç kalmıştım.' -F. R. Atay. 2) yoksulluğa düşmek.

52

aç kurt gibi

büyük bir istekle.

111

aç susuz kalmak

1) yoksulluktan yaşayamayacak bir duruma gelmek; 2) yoksul bir duruma düşmek.

49