Deyimler

Toplam 11,193 deyim bulundu. Alfabetik sıraya göre listeleniyor.

açığını kapamak (kapatmak)

1) eksiğinin veya küçük düşürücü durumunun anlaşılmamasını sağlamak; 2) eksiğini tamamlamak.

115

açık düşmek

1) herhangi bir sebeple bir filodan veya istenilen yerden uzakta kalmak; 2) sp. yağlı güreşte yenilgi sebebi olan sırtı veya yanı toprağa değmek.

48

açık kapamak

bütçenin gider fazlasını, para sağlayarak ortadan kaldırmak.

112

açık kapı bırakmak

gereğinde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak.

115

açık vermek

1) geliri, giderini karşılamamak; 2) gizlenmek istenen bir olayı, bir düşünceyi veya durumu elde olmayarak ortaya koymak, açıklamak.

115

açıklar livası olmak

alay işsiz ve kazançsız kalmak.

109

açıklığa kavuşturmak

bir konu veya sorunu aydınlatmak, kapalılıktan kurtarmak, anlaşılır duruma getirmek.

47

açıklık getirmek

bir konu veya sorunu anlaşılır duruma getirmek.

111

açıklık kazanmak

bir konu aydınlanmak, anlaşılır duruma gelmek.

102

açıkta kalmak (olmak)

1) iş ve görev bulamamak; 2) yersiz yurtsuz kalmak; 3) birkaç kişinin birlikte eriştiği bir iyilikten yararlanamamak.

45

açıktan almak

1) den. açıktan geçmek; 2) mec. bir tehlikenin uzağından geçmek.

111

açılıp saçılmak

1) kadın açık saçık giyinmeye başlamak; 2) kadın eskisine göre ölçüsüz davranışlarda bulunmaya başlamak.

109

açlığını öldürmek

açlık duygusunu yatıştırmak: 'Kaldırılmış harman yerlerinden buğday toplayıp açlığımızı öldürdük.' -O. Kemal.

42

açlık çekmek

yoksulluk içinde bulunmak.

106

açlıktan gözü (gözleri) dönmek (kararmak)

çok acıkmak: 'Bu akşam açlıktan gözü dönmüş bir hâlde bir evin mutfağına girmişti.' -S. F. Abasıyanık.

106

açlıktan imanı gevremek

çok acıkmak.

112

açlıktan nefesi kokmak

yoksulluk içinde bulunmak.

117

açlıktan ölmek

dayanılmaz derecede acıkmak, çok acıkmak.

103

açlıktan ölmeyecek kadar

çok az: Açlıktan ölmeyecek kadar yiyor.

108

açmaza düşmek

içinden çıkılması güç durumda kalmak.

106

açmaza getirmek (düşürmek)

düzen, hile yapmak, bir kimseyi oyuna getirmek, zor duruma sokmak.

101

açtırma ağzımı

'kötü bir söz söylememe fırsat verme' anlamında kullanılan bir söz.

109

ad almak

1) kendisine ad verilmek; 2) ün kazanmak.

113

ad çekmeye girmek

1) kuraya tabi olmak: 'Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ve Başkan Vekili ad çekmeye girmezler.' -Anayasa. 2) sp. oyunun başlangıcında, alan seçimi, başlama atışı veya karşılama hakkı için öncelik sağlamak amacıyla kura çekmek.

105

ad koymak

adlandırmak.

105

ad takmak

1) adlandırmak: 'Çadırlarının başından ayrılmayan inatçı grevcilere öteki işçiler, çadır tutan diye ad taktı.' -L. Tekin. 2) alay etmek veya övmek amacıyla lakap takmak.

115

ad vermek

adlandırmak.

107

ad yapmak

bir alanda ün kazanmak, ün almak.

111

ada gibi

pek büyük (gemi).

109

adak adamak

bir dileğin gerçekleşmesi amacıyla kurban kesip yoksullara dağıtmak veya kutsal olduğuna inanılan bir güce niyette bulunmak: 'Sen bana niye söylemedin? Sadaka verirdik, adak adardık.' -M. Ş. Esendal.

115