En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Atasözleri

ağzı burnu yerinde

oldukça güzel, yakışıklı.

31 görüntülenme

ağzı dili bağlanmak

herhangi bir sebeple konuşamaz olmak.

31 görüntülenme

ağzı süt kokmak

çok genç ve toy olmak: 'Yazmaya başladığım günden bu yana ağzı süt kokan bir yazar olmaktan korkmuşumdur.' -T. Uyar.

31 görüntülenme

canımı sokakta bulmadım

tehlikeye veya herhangi bir sıkıntıya katlanmaya niyetim yok.

31 görüntülenme

ağzına geleni söylemek

1) nezaket dışına çıkarak ağır ve kırıcı sözler söylemek; 2) gelişigüzel, saçma sapan konuşmak.

31 görüntülenme

el ile gelen düğün bayram

herkese birden gelen sıkıntı ve felakete katlanmak, yalnızca bir kişiye gelene katlanmaktan daha kolaydır.

31 görüntülenme

el mi yaman bey mi yaman? el yaman!

baştaki ne kadar güçlü görünürse görünsün, asıl güç halktadır.

31 görüntülenme

ağzından bal damlamak (akmak)

çok tatlı konuşmak: 'Öyle zekiler vardır, konuştular mı ağızlarından bal akıyor sanırsın.' -A. İlhan.

31 görüntülenme

açın imanı olmaz

aç olan kimseden her türlü kötülük beklenebilir.

31 görüntülenme

al giyen alınır

1) göz alıcı giysi giyen güzele hemen istekli çıkar; 2) bir işin yapılışıyla uzaktan bile olsa ilgisi bulunan kimse, o iş üzerindeki eleştirileri üzerine alır.

31 görüntülenme

ağzını koklamak

niyetini ve durumunu öğrenmek istemek.

31 görüntülenme

al malın iyisini, çekme kaygısını

malın iyisini alan, onu tasasız kullanır.

31 görüntülenme

ağzının tadını bilmek

1) güzel yemeklerden anlamak; 2) her şeyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak: 'Demek sen artık ağzının tadını bilmiyorsun! Demek senin hiçbir zevkin kalmamış!' -A. Ş. Hisar.

31 görüntülenme

âlimden zalim doğar

topluma yaptıklarıyla daima yararlı olmuş bir bilginin çocuğu da öyle olacak diye bir kural yoktur.

31 görüntülenme

adamın adı çıkacağına canı çıksın

insanın haklı veya haksız yere adı bir defalık kötüye çıktı mı ondan sonra yaptıkları hep o gözle değerlendirilir.

31 görüntülenme

adamın yere bakanından, suyun yavaş akanından kork

duygu ve düşüncelerini açığa vurmayan sessiz insan yavaş akan derin su gibi tehlikelidir.

31 görüntülenme

ahlatın iyisini ayılar yer

kendilerine yakışmayan güzel bir şeyi eline geçirenler için kullanılan bir söz.

31 görüntülenme

âdet görmek

kadın aybaşı olmak.

31 görüntülenme

ahu gibi

çok güzel, çekici.

31 görüntülenme

davulu biz çaldık, parsayı başkası topladı

biz çalıştık, uğraştık, başkası yararlandı.

31 görüntülenme

an iti, kap sopayı

saldırgan biriyle karşılaşma olasılığı varsa kendini korumaya hazırlıklı ol.

31 görüntülenme

afyonu başına vurmak

aşırı davranışlarda bulunacak kadar öfkelenmek, ne yaptığını bilememek.

31 görüntülenme

geçmişe mazi, yenmişe kuzu derler

geçmişte kalan olayların üzerinde durulmasında bir yarar yoktur.

31 görüntülenme

iyi iş altı ayda çıkar

doğru dürüst yapılması istenen iş uzun zaman ister.

30 görüntülenme

sel gider, kum kalır

geçici durumlara güvenmek doğru değildir.

30 görüntülenme

bir göz ağlarken öbür göz gülmez

keder veya sıkıntı varken dostlar, akrabalar eğlenmemelidir.

30 görüntülenme

artık mal göz çıkarmaz

ne kadar ve ne türden mal olursa olsun malın fazlası elden çıkarılmamalıdır çünkü mutlaka bir gün gelir lazım olur.

30 görüntülenme

iyilik iki baştan olur

birbiriyle ilişkileri bulunan iki kişinin iyi geçinebilmeleri için yalnızca birinin iyi olması yetmez.

30 görüntülenme

selden gelen suya gider

kolay ve emeksiz kazanılan şeyler elden kolay çıkar.

30 görüntülenme

ağır ağır demeli, çabuk çabuk yemeli

yemeği çabuk yemelisin, dediğinin anlaşılabilmesi için de sözleri tane tane ve yavaş yavaş söylemelisin.

30 görüntülenme

En Çok Okunan Deyimler

yön vermek

yeni bir biçim, yeni bir düzen vermek: 'Ama unutmayalım ki tecessüslerimize yön veren ihtiyaçlarımızdır.' -C. Meriç.

119 görüntülenme

(birinin) şapkasını giymek (taşımak)

kendi kimliğinin veya düşüncelerinin dışında başka birinin kimliğini geçici olarak taşımak veya onun düşünceleriyle ortaya çıkmak.

119 görüntülenme

büyükle büyük, küçükle küçük olmak

her yaş ve durumdaki kişilere karşı dostça, arkadaşça davranmak.

119 görüntülenme

katır kuyruğu gibi kalmak

bir işte ilerlemeden kalmak.

119 görüntülenme

elleri (ellerin) dert görmesin

'ellerine sağlık' anlamında kullanılan bir iyi dilek sözü: 'Havluyu geri aldığı zaman, oh rahatladım, ellerin dert görmesin, dediği duyulurdu.' -N. Cumalı.

119 görüntülenme

(bir şey) suyu nereden geliyor?

'bir işi görmek için harcanan para hangi kaynaktan sağlanıyor?' anlamında kullanılan bir söz.

119 görüntülenme

feneri nerede söndürdün

şaka geç kalanlara takılmak için söylenen bir söz.

119 görüntülenme

duyum almak

bir konu hakkında haber almak, bilgi edinmek.

119 görüntülenme

oya gibi

ince, güzel, zarif: 'Kadın fevkalade nazik ve güzel, çocuklar oya gibi idiler.' -S. F. Abasıyanık.

119 görüntülenme

görmediğe (görmemişe) dönmek

1) tam bir sağlığa kavuşmak; 2) başından geçmemiş gibi olmak: 'Bir saniye içinde hasret ve firkati hiç görmemişe dönersiniz.' -R. N. Güntekin.

119 görüntülenme

gözleri fıldır fıldır olmak

telaşlı bir biçimde bakmak: 'Pipo içer, gözleri yüzünde iki ateş böceği gibi fıldır fıldırdır.' -N. Hikmet.

119 görüntülenme

zabıt tutmak

tutanak düzenlemek: 'Şimdi bir zabıt daha tutsam görev başında memura hakaretten, sülaleni yakarım senin.' -Ç. Altan.

119 görüntülenme

(bir şey birinin) zıddı olmak

bir şey birini tedirgin etmek, hoşuna gitmemek.

119 görüntülenme

işin rengi değişmek

konu başka biçimde gelişmek, öncekinden farklı davranmaya başlamak: 'O zaman işin rengi değişir, asık yüzünün morluğu uçup giderdi.' -O. Kemal.

119 görüntülenme

hırsından çatlamak

öfkeyle birlikte aşırı derecede kıskanmak: 'Ben kısa yazamıyorum öykülerimi diye hırsımdan çatlıyorum.' -N. Meriç.

119 görüntülenme

dil uzatmak

bir kimse veya bir şey için kötü söylemek: 'Başka ulusların kabahatleri ne olursa olsun, dost ve düşman bize nasıl dil uzatırlarsa uzatsın...' -T. Halman.

119 görüntülenme

(bir şeyde) gözü olmamak

1) bir şeye sahip olmayı istememek; 2) heves beslememek, fazla önem vermemek: 'Giyinip kuşanmakta, gezip tozmakta gözüm yok.' -R. N. Güntekin.

119 görüntülenme

jilet gibi

çok keskin.

119 görüntülenme

barut gibi

1) öfkeli, huysuz, sert, aksi (kimse): 'Hocamız barut gibi sert bir adam.' -H. R. Gürpınar. 2) pek ekşi; 3) acı.

118 görüntülenme

kafa atmak

kavga sırasında karşıdakinin yüzüne, sert ve şiddetli bir biçimde kafayla vurmak.

118 görüntülenme

kozasına çekilmek

çevreyle ilişkisini kesmek, hiçbir şeye karışmamak: 'Hiçbir tarakta bezim kalmadı, ipek böceği gibi kozama çekilmiş, kendi hâlimde, politikaya bulaşmadan yaşıyorum.' -A. İlhan.

118 görüntülenme

(bir şeye, kimseye) yazık etmek

boş yere zarar vermek: Kumaşa yazık etti. Çocuğa yazık ettiniz.

118 görüntülenme

gül gibi bakmak

1) geçimini para sıkıntısı olmadan sağlamak; 2) iyi, temiz bakmak: Çocuğuna gül gibi bakıyor.

118 görüntülenme

altüst etmek

1) alt yüzünü üst yüzüne getirmek; 2) çok karışık duruma getirmek, düzenini bozmak: 'Ama tutkunluklarımız yapraklara benzer, en hafif bir rüzgâr altüst edebilir onları.' -C. Meriç. 3) yıkmak, harap etmek: Deprem köyü altüst etti. 4) huzursuz etmek, rahatsızlık vermek: 'Kalbini altüst eden yeni durumu orada öğrendi.' -H. E. Adıvar.

118 görüntülenme

cesaretini toplamak

kendine güven duygusunu, yürekliliğini ve atılganlığını bir araya getirmek: 'Bir gün bütün cesaretini toplayıp beyefendiye gider.' -F. R. Atay.

118 görüntülenme

(bir şeye) zihni takılmak

1) yanlış bir kanıya takılıp kalmak; 2) çözülmesi gerekli bir konu üzerinde durmak.

118 görüntülenme

gülü tarife ne hacet, ne çiçektir biliriz

birinin uygunsuz özellikleri sayılırken bunların öteden beri bilindiğini anlatmak için söylenen bir söz.

118 görüntülenme

ıcığını cıcığını çıkarmak

incelenmemiş, elden geçirilmemiş hiçbir yerini bırakmamak, en küçük ayrıntısına kadar incelemek, didik didik etmek: 'Allah'ın bildiğini kuldan ne saklamalı, ilk önce aklımdan bazı çirkin şüpheler geçer gibi olmuştu. Hastanenin ıcığını cıcığını çıkarmıştım.' -R. N. Güntekin.

118 görüntülenme

fark etmek

1) görmek, seçmek: 'Boğaz'ın sisle kaplı olduğunu ancak ön güvertede bir yer bulup oturunca fark etmişti.' -A. İlhan. 2) anlamak, sezmek: 'Öç almanın fırsatını yakalamış gibi konuştuğunu fark etti.' -T. Buğra. 3) değişmek, başkalaşmak; 4) ayırt etmek: 'Konuşma kesilmiyor, şimdi yabancı sesleri daha iyi fark etmekteyim.' -R. H. Karay.

118 görüntülenme

gık dememek (gıkı çıkmamak)

sesini çıkarmamak, karşı çıkmamak, yakınmamak.

118 görüntülenme