En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Deyimler

hacet yok

'gerekliği yok, gerekli değil, istemez' anlamında kullanılan bir söz: 'Hiç üzülmeyin, yemin etmenize de hiç hacet yok.' -A. Ş. Hisar.

47 görüntülenme

demek olmak

anlamına gelmek: Sene 'yıl' demektir, senevi de 'yıllık' demek olacak.

47 görüntülenme

ayınları çatlatmak

ayın harfinin Arapçaya özgü sesini gırtlakta boğumlamaya çalışmak.

47 görüntülenme

(birine göre) hava hoş

'bir şeyin olmasıyla olmaması arasında fark yok' anlamında kullanılan bir söz.

46 görüntülenme

el sıkışmak

pazarlıkta anlaşmak.

46 görüntülenme

çulu düzmek (düzeltmek)

1) giyimi kuşamı yenilemek: 'Muharrem, çulu epey düzmüş vaziyetteydi.' -S. F. Abasıyanık. 2) maddi durumu iyileşmek: 'Aranızdan ayrılalı bir ay var mı? Belki yok bile. Çulu derhâl düzelttim.' -R. N. Güntekin.

46 görüntülenme

dişli tırnaklı

saldırıcı olan, sözünü geçiren.

46 görüntülenme

bildiğini yedi mahalle bilmez

bir kimsenin çok kurnaz, çokbilmiş olduğunu anlatan bir söz.

46 görüntülenme

bile bile lades

1) kötü bir durumu öyle gerektiği için kabullenmiş görünme, bilerek aldanmış görünme: 'Benimki bir yapı meselesi. Ben böyleyim. Benimki bile bile lades. Aldırmıyorum, hoşgörümü kullanıyorum.' -N. Meriç. 2) sonucun kötü olacağını bilse bile bir işe girme.

46 görüntülenme

dizginleri (dizginlerini) ele almak

yönetimi eline geçirmek: 'Uykusunun dizginlerini ele almak ve istediği zaman uyanmak.' -P. Safa.

46 görüntülenme

ana baba eline bakmak

ana ve babanın verdiği para ile geçinmek.

46 görüntülenme

(birine) kul köle olmak

tam bir doğruluk ve özveri ile bağlanarak bütün isteklerini yerine getirmeye hazır olmak.

46 görüntülenme

boyunun ölçüsünü almak

1) kendi yetersizliğini, beceriksizliğini anlamak: 'Gelsin de görsün bakalım... Boyunun ölçüsünü alsın. Anlasın yük gemisiyle yola çıkmanın ne demek olduğunu...' -Z. Selimoğlu. 2) beklediği yakınlığı görememek.

46 görüntülenme

cin olmadan şeytan (adam) çarpmak

gücünün üstündeki işleri başarmaya kalkışmak.

46 görüntülenme

feda etmek

kıymak, gözden çıkarmak: 'Her şeyi feda ederek onun peşine takılmış.' -H. C. Yalçın.

46 görüntülenme

gürültü çıkmak

kavga, tartışma, karışıklık olmak: 'Bir gürültü çıkarmadan buradan gidiniz...' -H. R. Gürpınar.

46 görüntülenme

hayal olmak

1) gerçekleştirilememek; 2) geçmişte kalmak, hatıra olmak.

46 görüntülenme

makbule geçmek

çok beğenilmek, hoşa gitmek, işe yaramak: 'O vakit o kış kıyamette / Ne kadar makbule geçer tatlı' -B. Necatigil.

46 görüntülenme

aklı kalmak

beğendiği bir şeyi düşünmekten kendini alamamak.

46 görüntülenme

(birini) bir pula satmak

bir kimseyi bir çıkar uğruna harcamak.

46 görüntülenme

içi yanmak

1) çok susamak; 2) büyük bir acı, sıkıntı vb. nedenlerle çok üzülmek: 'Sanki ağlayan ve en çok içi yanan o değildi.' -T. Buğra. 3) bir şeye karşı büyük bir özlem duymak: 'Biliyorum içiniz vatan aşkıyla yanıyor, aynen benim gibi.' -M. İzgü.

46 görüntülenme

veto yemek

engellenmek, reddedilmek.

46 görüntülenme

elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak

hiçbir iş yapmamak: 'Anneciğim, hayatımı kazandığımda senin elini sıcak sudan soğuk suya sokturmam.' -A. Kutlu.

46 görüntülenme

kalayı basmak

argo adamakıllı küfretmek: 'Basıyorlar kalayı bize, değil mi?' -S. F. Abasıyanık.

46 görüntülenme

başında torbası eksik

kaba saba, yontulmamış (kimse).

46 görüntülenme

(bir iş) medreseye düşmek

alay içinden çıkılmaz boş tartışmaların konusu olmak.

46 görüntülenme

(bir işi) piç etmek

tkz. 1) yapayım derken bozmak, çıkmaza sokmak; 2) tadını kaçırmak, tatsız bir durum yaratmak: 'Can sıkıntısı, pişmanlık ve öfkenin, bu Vaniköy akşamını nasıl piç edeceğini şimdiden kestirebiliyordum.' -A. İlhan. 3) boş geçirmek, boşa harcamak: 'Nasıl olsa bugünü de harcadık, piç ettik.' -A. İlhan.

46 görüntülenme

içi gitmek

1) içi sürmek; 2) bir şeyi yapmayı veya elde etmeyi çok istemek: 'Gençtim, güzeldim, düzgüne, rastığa, janjanlı çoraba benim de içim gidiyordu.' -A. Gündüz.

46 görüntülenme

göz (gözünün) önünde olmak

1) sürekli denetimi altında bulunmak; 2) unutmamak, olduğu gibi hatırlamak: 'Hızla açılan kapıdan içeri girişi, hayır girişi değil, atılışı hâlâ gözümün önündedir.' -Y. Z. Ortaç. 3) gündemde yer almak; 4) kolayca ulaşılabilecek bir yerde bulunmak.

46 görüntülenme

(bir yer) güneş almak (görmek)

güneş ışınlarıyla aydınlanacak durumda olmak: 'O ev güneş görmüyor. Soba yanmazsa her şey nemleniyor.' -A. Ümit.

46 görüntülenme