En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Deyimler

ayakları yere değmemek

çok sevinmek.

45 görüntülenme

deli pösteki sayar gibi

çok karışık, çok ayrıntılı, sıkıcı bir işle uğraşma.

45 görüntülenme

hacir altına almak

1) kısıtlamak: 'Mümkün olduğu kadar uzun zaman devam etmesi için onu âdeta hacir altına almıştık.' -R. N. Güntekin. 2) huk. hastalık, bunama vb. sebeplerden dolayı davranışlarının nasıl sonuç vereceğini bilemeyen bir kişiyi mahkeme aracılığıyla mal ve mülk yönetimi bakımından kısıtlamak; 3) huk. Medeni Kanun'a göre çeşitli haklarını kullanmaya yetkili olan kişinin bu haklarını mahkeme kararı ile elinden almak, haklarını kullanma bakımından kısıtlamak.

45 görüntülenme

içeriye düşmek

hapse girmek.

45 görüntülenme

içi erimek

kaygı duymak, çok üzülmek.

45 görüntülenme

bir taşla iki kuş vurmak

bir davranışla birden çok yararlı sonuca ulaşmak.

45 görüntülenme

(birinin) sesi soluğu çıkmamak (kesilmek)

sesi çıkmamak: 'Koskoca adam eriyiverdi sanki, sesi soluğu çıkmazdı.' -Y. Atılgan.

45 görüntülenme

(bir işin) adamı

bir işi ustalıkla yapan.

45 görüntülenme

(bir işin, bir kimsenin) arkasına düşmek (takılmak)

1) bir işi sona erdirmek için sıkı çalışmak; 2) birini gözden ayırmayarak arkasından gitmek: 'İstanbul'da ne kadar şair, hikâyeci varsa hepsinin arkasına düşüyor, hepsiyle tanışıyordu.' -B. R. Eyuboğlu.

45 görüntülenme

büzülüp oturmak (kalmak)

bir kenarda çekingen bir tavırla oturmak: 'Ankara'ya kadar bir köşeye büzülüp kaldım.' -A. Gündüz.

45 görüntülenme

duvar çekmek

1) duvar örmek; 2) mec. aradaki ilişkiye son vermek, görüşmemek.

45 görüntülenme

saf dışı etmek (bırakmak)

1) dizinin dışına çıkarmak; 2) mec. ilgisini kesmek, işin gereğinden alıkoymak, işlemez duruma getirmek: 'Kendisini de arkadaşlarını da çok rahat susturup saf dışı bırakabilirlerdi.' -O. Aysu.

45 görüntülenme

ağız ağıza vermek (konuşmak)

iki kişi birbirine pek yakın durarak başkaları işitmeyecek bir biçimde konuşmak: 'Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı.' -R. N. Güntekin.

45 görüntülenme

pireyi deve yapmak

önemsiz bir olayı büyütmek: 'Kafaları bu işe yatmazsa müşavir beylerle müdür beylerinizin, devlet kapısında pireyi deve yaparlar.' -N. Hikmet.

45 görüntülenme

gözünü (gözlerini) (bir şeye) dikmek

dikkatle bakmak, gözünü ayırmadan bir yere veya bir kimseye bakmak: 'O sert bir tavır alıyor, gözlerini Ali Rıza Bey'in gözlerine dikerek adamcağızı büsbütün şaşırtıyordu.' -R. N. Güntekin.

45 görüntülenme

gelsin ... (gelsin ... gitsin ...)

1) yaşantı veya durumun rahatlığını anlatan bir söz: 'Ondan sonra o masanın üstüne yığılan mezeler, gelsin gır gır, alay, muziplik.' -H. Taner. 2) sorumsuzca davranıp işine gereken önemi vermemeyi anlatan bir söz.

45 görüntülenme

ileri geri konuşmak (söz etmek, laflar etmek)

yersiz ve gönül kıracak biçimde konuşmak: 'Şoför yolda ileri geri konuştu.' -L. Tekin.

45 görüntülenme

ağzıyla içmesini bilmek

sözünü, sohbetini karşıdaki kişiyi incitmeyecek bir biçimde ayarlamak.

44 görüntülenme

hatır gönül yapmak

birini tutum ve davranışlarıyla mutlu etmek.

44 görüntülenme

abanoz gibi

1) çok sert: Abanoz gibi tahta. 2) kapkara.

44 görüntülenme

(bir şeye) kul olmak

aşırı derecede bağlanmak, boyun eğmek: 'Ben serüvenlere kul olmayacağım, serüvenler bana kul olacak.' -A. İlhan.

44 görüntülenme

el ovuşturmak

1) birinin karşısında ezilip büzülmek; 2) birinin kötü duruma düşmesine içten içe sevinmek.

44 görüntülenme

ablukayı yarmak

kuşatılan bölgeden zor kullanarak dışarı çıkmak.

44 görüntülenme

ahtapot gibi

1) sırnaşık, yapışkan (kimse); 2) sömürmek amacıyla birçok işe, konuya el atan (kimse).

44 görüntülenme

yüzü yere gelmek (geçmek)

çok utanmak.

44 görüntülenme

(bir şeyi) aklına koymak

1) bir şeyi yapmaya kesin olarak karar vermek: 'Fakat Ömer birinci mevkiye oturmayı aklına koymuştu.' -N. Hikmet. 2) çok istemek: 'Bir düşünsün, meslekte kalmayı aklına koyuyorsa gecikmesin, vardiyaya buyursun.' -Z. Selimoğlu.

44 görüntülenme

(birine) karşı gelmek

1) başkaldırmak: 'Acaba böyle bir meraka uymak perilere karşı gelmek midir?' -H. R. Gürpınar. 2) birini karşılamak.

44 görüntülenme

(bir şeyi) ayakta tutmak

1) o şeyin sürekliliğini sağlamak: 'Meddahlar seyirciyi meraklandırmayı, ilgilerini sürekli ayakta tutmayı çok iyi bilirler.' -M. And. 2) bozulmasına, yıkılmasına, çökmesine engel olmak; 3) bir kuruluşun yaşamasını sağlamak.

44 görüntülenme

el ense çekmek (etmek)

1) sp. güreşte, kolunu hasmın boynuna getirip başparmağı gırtlağa, dört parmağı da enseye geçirerek hasmı yıkmak amacıyla çekmek; 2) mec. yenmek, mağlup etmek.

44 görüntülenme

baş göstermek

belirmek, ortaya çıkmak, zuhur etmek, vuku bulmak: 'Komün üyeleri arasında sorunlar baş göstermeye başladı.' -A. Ümit.

44 görüntülenme