En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Deyimler

yumruk kadar

1) çok iri, büyük: 'Yemek yemek için kıyı kumsalına çıkmış, orada ona yumruk kadar bir örümcek musallat olmuştu.' -Halikarnas Balıkçısı. 2) küçücük: 'Yumruk kadar çocukcağızı tek başına trene oturtamaz ya...' -R. H. Karay.

44 görüntülenme

para çıkışmamak

para yetişmemek: 'Emine göğsünün altından çıkardığı rutubetli bir meşin çantanın orta gözünü açtı, hesapladı, kırk para çıkışmıyordu.' -R. H. Karay.

44 görüntülenme

fişini çekmek

1) birine zarar vermek; 2) birini öldürmek; 3) yaşama dönme umudu olmayan hastayı, nefes alması, kalbinin atması gibi faaliyetlerini yerine getiren aletlerden ayırmak.

44 görüntülenme

kenet etmek

kenetle birbirine bağlamak.

44 görüntülenme

muma döndürmek (çevirmek)

her sözü dinler duruma getirmek, uslandırmak.

44 görüntülenme

ruhunu şad etmek

ölmüş bir kimseyi anmak: 'Hepsi örslerinin üzerine birer mum yakmışlar, pederlerinin ruhunu şad ediyorlar.' -Ö. Seyfettin.

44 görüntülenme

ar etmek

utanmak.

44 görüntülenme

gönül okşamak

birini hoş bir söz veya davranışla sevindirmek, iltifat etmek.

44 görüntülenme

görünüşe aldanma

'yalnızca dış görünüşe bakarak yargıya varmak insanı yanıltabilir' anlamında kullanılan bir söz.

44 görüntülenme

araları şekerrenk (serin) olmak

iki kişi arasında dostluk ilişkileri bozuk olmak: 'Vergi kâtibi ile de araları şekerrenk olmuştu.' -E. E. Talu.

44 görüntülenme

aralarından kara kedi geçmek

birbirinden soğumak, aralarına soğukluk girmek.

44 görüntülenme

sütçü beygiri gibi

çok tembel ve miskin.

44 görüntülenme

çatır çatır çatlamak

1) çok çatlamak: 'Kızgın güneşe maruz bırakılmış çam fıstıkları çatır çatır çatlıyor, sapır sapır dökülüyordu.' -E. E. Talu. 2) çok kıskanmak.

44 görüntülenme

(birini) kanadı altına almak

korumak, himayesine almak: 'Yazarları, ressamları, müzikçileri kanatlarının altına alan krallar, padişahlar elbette hesaba sığmaz.' -S. Birsel.

44 görüntülenme

(bir şey) gözüne ilişmek

birdenbire, istemeden görmek: 'Tam kapı yanında bir sütçü dükkânı gözüme ilişti.' -R. H. Karay.

44 görüntülenme

figan etmek

bağırarak ağlamak, inlemek: 'Emrah eder düştüm dile / Bülbül figan eder güle' -Erzurumlu Emrah.

44 görüntülenme

(bir işte) yer almak

1) bir işi hazırlayanlar arasında bulunmak; 2) ayrılan yerde durmak, bulunmak: 'Derginizde ne tür yazılar yer alıyor?' -A. Ümit.

44 görüntülenme

(bir yerden, bir şeyden) elini ayağını (eteğini) kesmek (çekmek)

1) uğramaz olmak; 2) uğraşmamak, ilgilenmemek: 'Ben artık öyle şeylerden elimi ayağımı çektim.' -O. C. Kaygılı. 3) o şeyle ilgisini kesmek: 'Odasına kapandı, aylarca dünyadan elini eteğini çekti.' -R. H. Karay.

44 görüntülenme

(biri) fena olmak

1) hasta gibi olmak, fenalaşmak: 'Bütün bu hatıraların yerini bir tek duygu, fena bir duygu, fenayım, fena oluyorum duygusu kapladı.' -P. Safa. 2) kötüleşmek; 3) çok üzülmek, bozulmak.

44 görüntülenme

yağmurdan kaçarken doluya tutulmak

güç bir durumdan kurtulayım derken daha kötüsüyle karşılaşmak.

44 görüntülenme

(birinin) bam teline basmak (dokunmak)

en çok kızacağı şeyi yapmak veya sözü söylemek: 'Firuzan bam teline basıyor, aksi sesler çıkarıyor.' -H. E. Adıvar.

44 görüntülenme

pupa yelken ilerlemek (gitmek...)

1) yelkenler, arkadan esen rüzgârla şişmiş olarak, tam yolla: 'Sicim gitgide boşalıyor, gemi hafif yana yatarak pupa gidiyordu.' -S. F. Abasıyanık. 2) mec. alabildiğince, hiçbir şeye bağımlı olmadan: 'Batı'da bilimsel araştırmalar, dramatik icat ve keşifler, pupa yelken ilerliyor.' -T. Halman.

44 görüntülenme

ekmeğini kana doğramak

büyük bir sıkıntı ve üzüntüye katlanmak.

44 görüntülenme

kendi kuyusunu kendi kazmak

kendine zarar verecek davranışta bulunmak.

44 görüntülenme

dilini tutmak

sonunu düşünmeden gelişigüzel konuşmaktan sakınmak: 'Şarkta, insanın selameti dilini tutmasındadır diye bir söz vardır.' -B. Felek.

44 görüntülenme

zayıf düşmek

1) zayıflamak: 'Ne yiyip içiyorsun? Zayıf düşmekten korkmuyor musun?' -N. F. Kısakürek. 2) mec. güçsüzleşmek: 'Fakat aldıkları yerlerin ahalisini Türkleştiremediklerinden bu büyüklük onların zayıf düşmelerine sebep olmuş.' -Ö. Seyfettin.

44 görüntülenme

dal budak salmak

1) karmaşık bir biçimde yayılıp genişlemek: 'Samimiyetimizin her köşesinde heybetli çınarlar gibi dal budak salmıştı.' -O. S. Orhon. 2) soy yönünden genişleyip yayılmak.

44 görüntülenme

yolda kalmak

kaza, doğal afet vb. sebeplerden olayı yolda ilerleyememek, gideceği yere varamamak.

43 görüntülenme

cenaze gibi

benzi sararmış.

43 görüntülenme

yoldan çıkmak

1) belli bir yol izleyen taşıtlar herhangi bir sebeple yolundan ayrılmak, gitmez olmak; 2) mec. doğru yoldan ayrılmak.

43 görüntülenme