En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Atasözleri

kaz kazla, daz dazla, kel tavuk kel (topal) horozla

herkes kendi durumuna uygun gelen kişilerle anlaşıp arkadaşlık ederler.

22 görüntülenme

ne karanlıkta yat, ne kara düş gör

her konuda tedbirli ve ihtiyatlı olmak büyük yarar sağlar ancak tedbirli ve ihtiyatlı olursak tehlikeleri kolaylıkla başımızdan kovabiliriz.

22 görüntülenme

can canın yoldaşıdır

insan tek başına yaşayamaz, konuşup görüşmek için arkadaş arar.

22 görüntülenme

el elden kalmaz, dil dilden kalmaz

bir kişi başkasına vurursa o da ona vurur, başkasına kötü söz söylerse diğeri de kendisine kötü söz söyler.

22 görüntülenme

ağzı sulanmak

1) imrenmek; 2) yeme, içme isteği artmak.

22 görüntülenme

zaman sana uymazsa sen zamana uy

yaşadığın zamanın koşulları ve çevrendekilerin davranışları senin tutumuna uygun değilse sen onlara uymalısın.

22 görüntülenme

ak koyunu gören içi dolu yağ sanır

bir şeyin dış görünüşüne bakarak içinin de öyle olduğunu sananlar yanılırlar.

22 görüntülenme

el elin eşeğini yırlaya yırlaya, kendi eşeğini terleye terleye arar

insanın kendi sıkıntı ve sorunlarına başkaları gereken önemi vermez, gerektiği kadar ilgilenmez.

22 görüntülenme

her çok azdan olur

çoğu elde etmek için azları biriktirmek gerekir.

22 görüntülenme

keçiye can kaygısı, kasaba yağ kaygısı

bir kişi önemli bir kaybından dolayı çırpınıp kıvranırken başka bir kişi bu durumdan ne kadar çok yararlanabileceğini düşünür.

22 görüntülenme

canı yanan eşek attan yüğrük olur

zarara veya kötülüğe uğrayan kimse acısını çıkarmak için aşırı çaba harcar.

22 görüntülenme

ağzına almak

1) yemek, içmek; 2) söylemek: 'Bir daha millet kelimesini ağzına alırsan dilini koparırım, anladın mı?' -R. H. Karay.

22 görüntülenme

el eliyle yılan tut, onu da yalan tut

kişi kendi işini kendisi yapmalıdır.

22 görüntülenme

ayak almadık taş olmaz, başa gelmedik iş olmaz

insan, yaşamı boyunca çeşitli engellerle ve güçlüklerle karşılaşır.

22 görüntülenme

cefayı çekmeyen sefanın kadrini bilmez

sıkıntı çekmemiş olanlar, eriştikleri rahatlığın ve mutluluğun değerini bilemezler.

22 görüntülenme

her deliğe elini sokma, ya yılan çıkar ya çıyan

sonunu düşünmeden sana zararı dokunma olasılığı bulunan davranışlarda bulunma.

22 görüntülenme

kedi kıçına bakar da 'yaram var' dermiş

bazı insanlar hiç olmayacak bir şeyi kendisine dert edinir.

22 görüntülenme

nereye gitsen okka dört yüz dirhem

konuşulan bir gerçeğin açıklığını ve tartışma götürmezliğini anlatmak için söylenen bir söz.

22 görüntülenme

ağzına bir zeytin verir, altına (ardına) tulum tutar

yaptığı küçük iyiliklere karşılık büyük çıkar bekler.

22 görüntülenme

zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz ovada yolunu şaşırır

zengin, para gücüyle güçlükleri yenerken yoksul, parasızlık yüzünden en kolay işi bile başaramaz.

22 görüntülenme

ağzına burnuna bulaştırmak

bir işi beceremeyip berbat etmek, bozmak.

22 görüntülenme

akara kokara bakma çuvala girene bak

iyi, kötü deme; mal ve para biriktir.

22 görüntülenme

ağzına etmek

argo haddini bildirmek.

22 görüntülenme

ayı sevdiği yavrusunu hırpalar

hırpalamak her zaman kötülük yapmak için olmaz, sevgiden kaynaklanan hırpalamalar da vardır.

22 görüntülenme

ağzına geleni söylemek

1) nezaket dışına çıkarak ağır ve kırıcı sözler söylemek; 2) gelişigüzel, saçma sapan konuşmak.

22 görüntülenme

az el aş kotarır, çok el iş kotarır

yemek az kişiyle onun dışında kalan işler ise çok kişiyle daha çabuk yapılır.

22 görüntülenme

elde bulunan beyde bulunmaz

beylerde olmayan öyle şeyler vardır ki halkta bulunur.

22 görüntülenme

züğürtleyen bezirgân, eski defterleri yoklar

1) tüccar züğürtleyince, belki bir kimsede alacağım kalmıştır diye eski defterlerini gözden geçirir; 2) vaktiyle önemli işler yapmış olanlar, düşkünlüklerinde eski durumlarını anarak, anlatarak avunmaya çalışırlar.

22 görüntülenme

elden vefa, zehirden şifa

zehirden şifa beklenilmeyeceği gibi yabancılardan da yardım ve iyilik beklenmez.

22 görüntülenme

ağzında yaş kalmamak

bir düşüncesini bir kimseye birçok kez söylemiş olmak.

22 görüntülenme

En Çok Okunan Deyimler

ev ev dolaşmak (gezmek)

her eve uğrayarak dolaşmak.

89 görüntülenme

eve çıkmak

1) aileden ayrılıp ayrı bir evde oturmak; 2) öğrenci yurttan ayrılıp ev kiralayarak yaşamak: 'Öğrencilerin bir bölümü, ilk yılı yurtta geçirse bile ikinci yıldan başlayarak eve çıkmayı yeğler.' -A. Cemal.

89 görüntülenme

aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık

iki karşıt ve aynı derecede sakıncalı durum karşısında karar verme zorluğunu anlatan bir söz.

89 görüntülenme

(birinden) terbiye almak (görmek)

belli bir eğitimle yetişmek: 'Allah rahmet eyleye, ben terbiyemi anamdan aldım.' -B. Felek.

89 görüntülenme

balık kavağa çıkınca

alay hiçbir zaman.

89 görüntülenme

sarıp sarmalamak

sıkıca sarmak: 'Bak o zaman nasıl yakınlaşacaksınız. Güven nasıl sarıp sarmalayacak ikinizi.' -A. Ağaoğlu.

89 görüntülenme

gün yüzü görmemek

1) güneş ışığından uzakta kalmak, ışık görmemek; 2) mec. hiç kullanılmamak, yeni kalmak.

89 görüntülenme

kordon altına almak

bir yere giriş çıkışı önlemek için o yeri görevlilerce korumak.

89 görüntülenme

yan gelmek

bir işe karışmayarak rahatına bakmak, keyfince yaşamak: 'Köşke kurulalım; rahatımıza, keyfimize bakıp yan gelelim.' -S. M. Alus.

89 görüntülenme

hastaneye kaldırmak (yatırmak)

tedavi amacıyla hastaneye götürmek.

89 görüntülenme

sözünü kesmek

biri konuşurken söze karışıp onun konuşmasına fırsat vermemek: 'Birkaç söz daha söyleyip esasa geçmek istedi ise de arkada oturanlardan biri onun sözünü kesti.' -M. Ş. Esendal.

89 görüntülenme

(birine) çelme atmak (takmak veya vurmak)

1) çelme ile yıkmaya çalışmak: 'Ders aralarında ittikleri, çelme taktıkları da olurdu.' -Y. Atılgan. 2) mec. bir işi veya bir kimseyi baltalamak, gelişmesini engellemek: 'Bana kanun ve hukuk yolundan çelme atılabilir mi?' -N. F. Kısakürek.

89 görüntülenme

kapı gibi

1) iri vücutlu (kimse); 2) dayanak noktası güçlü, sağlam olan: 'İçlerinden biri atından inerek celladın burnuna kapı gibi bir fermanı dayadı.' -İ. O. Anar.

89 görüntülenme

dal sürmek

yayılmak, kaplamak: 'Yüreğinde onmaz bir karıncalanma vardı; onmaz bir kıpırtı dal sürüyordu, durmadan filizleniyordu.' -B. Günel.

88 görüntülenme

kendini bulmak

1) kişilik kazanmak; 2) maddi ve manevi konularda durumunu düzeltmek; 3) kendine gelmek: 'Kendini, çiğ ve yakıcı ışık çerçevesi içinde bulur bulmaz, ter boğmasına uğradı.' -A. İlhan.

88 görüntülenme

zerresi (zerre kadar eseri) kalmamak (olmamak veya yok)

hiç bulunmamak, tükenmek, yok olmak: 'Bazen o muammalı hâl tamamen üstünden kalkıyor, zerre kadar eseri kalmıyor.' -S. M. Alus.

88 görüntülenme

su vermek

1) bitkileri sulamak; 2) hayvanlara su içirmek; 3) insanlara içmek için su getirmek.

88 görüntülenme

el(I) el koymak

1) bir yolsuzluğu ortaya çıkarmak, incelemek, vaziyet etmek; 2) üstüne konmak: 'Herkesin olan bir olanağa el koyup onu kendi çıkarına kullananı neden seveyim?' -A. Ağaoğlu. 3) zorla almak: 'Bizi işimizde gücümüzde serbest bırakmak şöyle dursun, çoluk çocuğumuzun nafakasına el koymaya kalkıştılar.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 4) işi üzerine almak, sorumluluğu üstlenmek: 'Annem hemen işe el koydu.' -A. Kutlu. 5) yetkili organ bir malı veya bir kuruluşu kendi yönetimine almak.

88 görüntülenme

façuna etmek

sürtünme veya hava olaylarından korumak amacıyla halatı ince iple sarmak.

88 görüntülenme

lakırtıyı ağzına tıkamak

birinin sözünü bitirmesine imkân vermeden onu ters bir karşılıkla susmak zorunda bırakmak.

88 görüntülenme

el iyisi olmak

yakın çevresine değil, yabancılara yardımcı olmayı sevmek.

88 görüntülenme

kozasına çekilmek

çevreyle ilişkisini kesmek, hiçbir şeye karışmamak: 'Hiçbir tarakta bezim kalmadı, ipek böceği gibi kozama çekilmiş, kendi hâlimde, politikaya bulaşmadan yaşıyorum.' -A. İlhan.

88 görüntülenme

sayısını Allah bilir

'o kadar çok ki saymakla bitmez' anlamında kullanılan bir söz.

88 görüntülenme

çişi gelmek

işeyeceği gelmek.

88 görüntülenme

kapıları açık tutmak

herhangi bir konuda ilişkiyi kesmeden anlaşma ortamını sürdürmeye çalışmak.

88 görüntülenme

kendini harap etmek

sıkıntı veya üzüntüden perişan olmak: 'Daha burada kendini harap edersen yukarılarda ne halt edeceksin?' -R. N. Güntekin.

88 görüntülenme

gereksinme duymak

ihtiyacı olduğunu anlamak: 'Doğrusu ya, açık havaya, yeni yüzlere, yeni sözcüklere gereksinme duyuyorum.' -T. Uyar.

88 görüntülenme

(birine) gün doğmak

isteklerini gerçekleştirmek için iyi bir duruma erişmek veya eline olağanüstü bir fırsat geçmek.

88 görüntülenme

dirhemle söylemek (konuşmak)

çok az veya yavaş konuşmak: 'Üstadı, profesörle taban tabana zıt yaradılışlı bir insandı yani dirhemle lakırtı söylüyordu.' -R. N. Güntekin.

88 görüntülenme

fal açmak (bakmak)

bakla, su, iskambil vb.ne bakarak gelecekte olacak şeyleri anlamaya çalışmak: 'Tutun birer niyet de açayım size birer maydanozlu fal!' -O. C. Kaygılı.

88 görüntülenme