En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Atasözleri

bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı (hakkı) vardır

iyilik küçük de olsa unutulmaz.

27 görüntülenme

dibi kırmızı mumla (bal mumuyla) mı çağırdım

üzerinde önemle durarak çağırmadım.

27 görüntülenme

evli evine, köylü köyüne

artık dağılalım, herkes evine, işine gitsin.

27 görüntülenme

bir fit bin büyü yerini tutar (yerine geçer)

bir kimseyi başkasına karşı kışkırtmak için ara bozacak bir söz, bin büyü kadar etkilidir.

27 görüntülenme

iyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı

iyiliğe karşı iyiliği herkes yapabilir, önemli olan kötülüğe karşı iyilik yapabilmektir.

27 görüntülenme

kuşa süt nasip olsa anasından olurdu

1) yaradılışı bir şeyden yararlanmasına elverişli olmayan kişi ne kadar çabalasa o şeyden yararlanamaz; 2) kişi en yakınından sağlayamadığı faydayı başkasından hiç sağlayamaz.

27 görüntülenme

görmemiş görmüş, güle güle ölmüş

görgüsüz kişi, günün birinde ummadığı bir şeyi elde ederse sevincinden ne yapacağını şaşırır.

27 görüntülenme

dikensiz gül olmaz

iyi veya güzel olan her şeyin az çok sıkıntı veren bir yanı da bulunur.

27 görüntülenme

gönülden gönle yol vardır

sevgi karşılıklıdır.

27 görüntülenme

kuşu kuşla avlarlar

elde edilmek istenen kimse, daha önce elde edilmiş kimse aracılığıyla tuzağa düşürülür.

27 görüntülenme

bir inat, bir murat

inatçı kişi, her inadında istediği bir şeyi elde eder.

27 görüntülenme

dil ebsem (olsa) baş esen (esendir)

kişi dilini tutar, her şeyi söylemezse başını belaya sokmamış olur, rahat eder.

27 görüntülenme

selam verdik, borçlu çıktık

küçük bir ilgi gösterdik, üzerimize büyük bir iş yüklendik.

27 görüntülenme

yatan ölmez, yeten ölür

hasta olan eceli gelmemişse ölmez; sapasağlam biri de eceli gelmişse sağlıklıyken ölüverir.

27 görüntülenme

güne göre kürk giyinmek gerek

kılık kıyafetimizi zamanın koşullarına uydurmalıyız.

27 görüntülenme

bir kararda bir Allah

gücü, büyüklüğü eksilmeyip aynı kalan yalnızca Tanrı’dır.

27 görüntülenme

gönülsüz namaz göğe ağmaz

isteksiz yapılan bir işten hayır gelmez.

27 görüntülenme

yatan (yatar) aslandan (kurttan), gezen (yeler) tilki yeğdir (iyidir)

1) az güçlü olup çalışan, çok güçlü olup çalışmayandan daha başarılı olur; 2) soylu, güçlü olmadıkları hâlde geçimlerini sağlamak için çalışanlar soylu, güçlü olup da tembel tembel oturanlara yeğlenirler.

27 görüntülenme

güzeli herkes sever

bütün insanlar güzellere ve güzel olan şeylere karşı sevgi beslerler.

27 görüntülenme

kuzguna yavrusu şahin (Anka, güzel) görünür

herkesin kendi yarattığı şey çirkin de olsa gözüne güzel görünür.

27 görüntülenme

yatanın yürüyene borcu var

1) çalışmayanın sürekli olarak çalışana borcu vardır; 2) çalışmayarak bir şeyden yararlanan kişi, bu kolaylığı, çalışıp o şeyi meydana getirene borçludur.

27 görüntülenme

her kuşun eti yenmez

herkes zorbalığa boyun eğmez, buna karşı gelecekler de çıkar.

27 görüntülenme

Danışan dağı aşmış, danışmayan yolu şaşmış

Bir iş yapmadan önce bilenlere danışmak, işin başarıyla sonuçlanmasını sağlar.

27 görüntülenme

dilencinin torbası dolmaz

şundan bundan yardım dileyerek geçinmeye çalışanların istekleri bitmez.

27 görüntülenme

yatsının faziletini güveyden sormalı

eskiden gerdeğe yatsı namazından sonra girildiğinden güvey için yatsı çok önemliydi tıpkı bunun gibi birçok kimse için önemli bulunmayan bir durum kimi kişiler için özel bir önem taşır.

27 görüntülenme

sen bilirsin deyince (değirmende) kavga olmaz

bir konu üzerindeki görüşme sırasında uysallık gösterir, karşınızdakinin dediğini kabul ederseniz anlaşmazlık çıkmaz.

27 görüntülenme

yavaş atın tekmesi yavuz olur

yumuşak huylu kimseler öfkelendiklerinde aşırı davranışlarda bulunurlar.

27 görüntülenme

dilenciye hıyar vermişler de eğri diye beğenmemiş

hem gereksinim duyduğu konuda yardım istiyor hem de yapılan yardımı küçümsüyor.

27 görüntülenme

dili olsa da söylese (anlatsa)

cansız nesneler konuşabilseler bazı olaylara tanıklık da edebilirler.

27 görüntülenme

kaçanın anası ağlamamış

tehlikeden kaçan kazançlı çıkmış.

27 görüntülenme

En Çok Okunan Deyimler

velveleye vermek

gereksiz telaşa ve heyecana düşürmek: 'Susun, ortalığı velveleye vermeyin! Ne bağrışıyorsunuz?' -S. F. Abasıyanık.

115 görüntülenme

sıçtı Cafer, bez getir

kaba birinin berbat bir iş gördüğünü anlatan bir söz.

115 görüntülenme

eline yüzüne bulaştırmak

bir işi gerektiği gibi yapamamak, başarısız olmak, becerememek.

115 görüntülenme

yüreği parçalanmak

çok acımak: 'Bir dilenci çocuğuna dayak attığını görmüş, yüreği parçalanmıştı.' -R. N. Güntekin.

115 görüntülenme

adı çıkmak

1) kötü bir ün kazanmak: Onun adı çıkmış yoksa fena adam değil. 2) hakkı olmayan bir ün kazanmak: O berberin adı çıkmış, aslında iyi tıraş edemiyor.

115 görüntülenme

kırk tarakta bezi olmak

birçok işi veya ilişkisi olmak.

115 görüntülenme

(bir şeyin) örneğini çıkarmak

benzerini yapmak veya çizmek.

115 görüntülenme

hayran etmek (bırakmak)

hayranlık duygusu uyandırmak, çok beğenilmek: 'Mükemmel seciyeler, kafiyeler yapar, hafızamıza, nüktelerimize onları hayran ederdik.' -Ö. Seyfettin.

115 görüntülenme

varla yok arası

belli belirsiz: 'Yüzünde varla yok arası bir gülümseme, özlem giderircesine, uzun uzun süzdü dostunu.' -T. Yücel.

115 görüntülenme

iş inada binmek

1) bir işi yapmakta direnmek; 2) zıt görüş ve davranışta ısrar edilmek.

115 görüntülenme

yaya kaldın tatar ağası

istediğini elde edemeyen, başarısızlığa uğrayan kimseler için kullanılan bir söz.

115 görüntülenme

yaya kalmak

1) istediği şeyi yapamaz duruma gelmek: 'Yetişmiş adamları, pek çok paraları olanlar bile bu yolda yaya kalıyorlar.' -M. Ş. Esendal. 2) binecek bir şeyi olmamak; 3) yardımcısız kalmak: 'İddiası sosyal adalet ilkesi bazında oldukça yaya kalmıştı.' -H. Taner. 4) geri kalmak.

115 görüntülenme

bir iş olmak

anlaşılmaz, bilinmeyen bir durum olmak: 'Kaynının geceyi onlarda geçirmesinde vardı bir iş.' -O. Kemal.

115 görüntülenme

(bir şeyin) üstüne bir bardak (soğuk) su içmek

alay o işten umudunu kesmek, o işin olacağına inanmamak, o işten vazgeçmek.

115 görüntülenme

elini taşın altına koymak (sokmak)

bir konuda sorumluluk üstlenmek.

115 görüntülenme

başına vur, ağzından lokmasını al

uysal ve sessiz kimseler için kullanılan bir söz: 'Temizdim, sakindim, başıma vur, ağzımdan lokmamı al.' -A. Gündüz.

115 görüntülenme

(bir şeyin) üstüne yatmak

hakkı yokken bir şeyi kendine mal etmek, bir şeyi alıp vermemek: 'Bunlar eşeğin büsbütün üstüne mi yatmak istiyorlar?' -M. Ş. Esendal.

115 görüntülenme

burnunun direğini kırmak

çok pis bir koku yayarak tedirgin etmek: 'Tezek kokusu burnumun direğini kırmış, ciğerime işlemişti.' -B. R. Eyuboğlu.

115 görüntülenme

yaza çıkmak

yaz mevsimine ulaşmak.

115 görüntülenme

burnunun yeli harman savurmak

1) büyüklenmek, kibirlenmek; 2) çok öfkelenmek.

115 görüntülenme

dudağının ucuna gelmek

hemen söyleyecek durumda olmak: 'Bayram, dudağının ucuna gelen soruyu soramadı.' -A. Kulin.

115 görüntülenme

kurban gitmek

suçsuz yere ölmek, zarara uğramak: 'Muhakkak bir ihanete kurban gitmiştir.' -F. F. Tülbentçi.

115 görüntülenme

(bir şeyin) yolunu tutmak

benimsemek, gereğini yerine getirmek: 'Sen de biraz adamlığın yolunu tutmalısın.' -R. N. Güntekin.

115 görüntülenme

iç içe girmek (geçmek)

1) karmakarışık olmak; 2) uygun bir biçimde birbirinin içine girmek; 3) kaza sonucu araçlar birbirine girmek; 4) birbirinden ayrılamaz durumda olmak: 'Burada tarih ile masal iç içe girmiş durumdadır; hangisi masal, hangisi tarih, karışır gider birbirine.' -M. C. Anday.

115 görüntülenme

görüş birliğine varmak

farklı görüş ve düşüncelerden sonra aynı görüş ve düşünceye ulaşmak.

115 görüntülenme

burun yapmak

üstünlük taslamak.

115 görüntülenme

(bir şeyin) zamanı geçmek

1) o şey artık gerekli ve yerinde olmaktan çıkmak; 2) mevsimi geçmek.

115 görüntülenme

(birinin) pestilini çıkarmak

1) çok yormak; 2) çok dövmek: 'Bu karıncaya dokunmayan çocuk o kocaman adamın oracıkta pestilini çıkaracaktı.' -S. F. Abasıyanık.

115 görüntülenme

adını ...-ye çıkarmak

bir kişinin sahip olmadığı niteliklerle tanınmasına yol açmak: Adını deliye çıkardılar.

115 görüntülenme

müsaade etmek (buyurmak)

1) izin vermek: 'Hiçbir şey söylemesine müsaade etmedim, gayet haşin, çok sert davrandım.' -E. İ. Benice. 2) geçiş için yol vermek, yol açmak; 3) elverişli, uygun olmak.

115 görüntülenme