En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Deyimler

haksız bulmak

bir iddiayı, düşünceyi, davranışı doğru ve yerinde bulmamak.

43 görüntülenme

arka bulmak

bir koruyucu, kayırıcı bulmak.

43 görüntülenme

ihata etmek

1) çevirmek, çevrelemek, kuşatmak, sarmak: 'Dıştan uzatılmış bir merdivenle binanın üst kısmını ihata eden bir balkona çıkılıyor.' -H. S. Tanrıöver. 2) mec. kavramak, anlamak.

43 görüntülenme

(bir yere) ayağı düşmek

yolu düşmek.

43 görüntülenme

kaleyi içinden fethetmek

davasını karşı taraftan birinin yardımıyla kazanmak.

43 görüntülenme

kayış gibi

1) sert, koparılmayan: Kayış gibi et. 2) çok kirli: Kayış gibi çamaşır.

43 görüntülenme

fıstık gibi

tkz. 1) dolgun, besili ve canlı; 2) mec. çok güzel; 3) argo alımlı, çekici (kadın).

43 görüntülenme

destan gibi

uzun yazılmış (mektup).

43 görüntülenme

gönül eğlendirmek

geçici bir ilgi ve sevgi göstererek hoşça vakit geçirmek: 'O bizim arkadaşı oraya dilber Çingene kızları ile gönlünü eğlendirmeye gelmiş paralıca bir delikanlı sanıyordu.' -O. C. Kaygılı.

43 görüntülenme

halel getirmek

zarar vermek: 'Son nefesine kadar devlet adamı saygınlığına halel getirmeyen böyle bir metanet örneği olmuştu.' -H. Taner.

43 görüntülenme

nüfuz etmek

1) bir şeyin içine işlemek, geçmek: 'Tatlı bir duman, bütün varlığını sararak en derin yerlerine kadar nüfuz ediyordu.' -P. Safa. 2) inceliğine varmak, anlamak: 'Bu, o kadar ince ve girift bir meseledir ki, bütün bir ömür boyunca izaha çalışılsa yine derinliğine nüfuz edilemez.' -N. F. Kısakürek. 3) etkili olmak: 'Ecnebiler ona değil, o ecnebilere nüfuz ediyordu.' -Y. K. Beyatlı.

43 görüntülenme

(birinin) adını kirletmek (lekelemek)

adının kötüye çıkmasına yol açmak.

43 görüntülenme

gözleri şıldır şıldır dönmek

gözleri yaş dolu bir biçimde bakmak: 'Gözleri şıldır şıldır dönerek şikâyet ederdi.' -Y. Z. Ortaç.

43 görüntülenme

devre dışı kalmak

konudan uzak düşmek, konuyla ilgilenememek.

43 görüntülenme

forsu olmak

bir konuda saygınlığı, gücü, söz geçirirliği bulunmak.

43 görüntülenme

türkü çağırmak

türkü söylemek: 'Türkü çağırmak şöyle dursun, konuşamıyorduk bile.' -A. Erhat.

43 görüntülenme

tavır almak (takınmak)

belli bir durum veya davranış biçimini benimsemek, vaziyet almak: 'Bilgin değilim. Onun için yazılarımda da bilgince tavır takınmaktan çekinirim.' -O. V. Kanık. 'Parçasını söylerken aldığı tavır, insanı gülmekten katıltacak kadar komik.' -R. H. Karay.

43 görüntülenme

filiz vermek

1) sürgün çıkmaya başlamak: 'O sene ise buğday ekmişler, tam filiz verecekken Sakarya taşmış, yirmi gün çekilmemişti.' -S. F. Abasıyanık. 2) mec. ortaya çıkmak: 'Ama bu arada hiç akıllarda olmayan bir sıkıntı filiz vermişti.' -A. Kulin.

43 görüntülenme

tütün sarmak

sigara kâğıdına tütün koyup sigara yapmak: 'Bir yandan tütün sararken bir yandan da köyün evlerine bakıyorum.' -M. Kutlu.

43 görüntülenme

(bir yerin) üst başı

yukarı yanı, yukarıda olan bölümü: '... önlerine katıp köyün üst başındaki pınar yerine çıktılar.' -M. Ş. Esendal.

43 görüntülenme

sak yatmak

derin uykuya dalmadan uyumak.

43 görüntülenme

itin götüne (kıçına) sokmak

kaba rezil etmek.

43 görüntülenme

hamamın namusunu kurtarmak

görünüşünü kurtarmaya yönelen birtakım yetersiz çarelere başvurarak kötü bilinen bir yere onur kazandırmaya çalışmak.

43 görüntülenme

huy edinmek

bir davranışı alışkanlık durumuna getirmek.

43 görüntülenme

(biriyle) selamı sabahı kesmek

her türlü ilişkisine son vermek: 'Onunla tamamıyla selamı sabahı kestim. Ne olursa olsun deyip adını bile artık ağzıma almaz oldum.' -O. C. Kaygılı.

43 görüntülenme

arpa ektim, darı çıktı

ters sonuç veren işler için söylenen bir söz.

43 görüntülenme

bağrı yanmak

1) üzüntü çekmek, çok acı duymak: 'En büyüğünü kaybeden halk sanatkârının birkaç mısrası ile türkü bize bağrı yanan Anadolu'nun feryadını getirecek.' -B. R. Eyuboğlu. 2) çok susamış olmak.

43 görüntülenme

(birine) fitil vermek

kızdırmak, azdırmak, kışkırtmak.

43 görüntülenme

alkış tutmak

1) topluca el çırparak yüksek sesle 'yaşa, var ol' vb. sözler söyleyerek birini alkışlamak; 2) taraftar olmak, belli bir görüşten yana olmak: 'Batıla alkış tutanların karşısına geçip hata eylediğimi yeni yeni öğrenmiş bulunuyorum.' -S. Ayverdi.

43 görüntülenme

(biri) hava almak

1) açık havada gezmek: 'Biraz hava almak için niye Hürriyet tepesine kadar bir gezinti yapmasınlar?' -A. Gündüz. 2) argo umduğunu bulamamak, hiçbir şey kazanmamak; 3) ferahlamak, açılmak, hoş vakit geçirmek: 'Hava alalım diye beni bir akşam bir yazlık bahçeye götürdüler.' -B. Felek.

43 görüntülenme