En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Deyimler

meme yapmak

tek. motorlu araçlarda platin elektrik akımını geçirmeyecek ölçüde oksitlenmek, işlevini yapmaz olmak.

29 görüntülenme

sakalı ele vermek (kaptırmak)

başkasının sözünden çıkmayacak bir duruma düşmek: 'Yumuşak durmak, yalvarmak, sakalı ele vermek demektir, sonra artık evin idaresi ne olacak?' -M. Ş. Esendal.

29 görüntülenme

gagasından yakalamak

bir kimseyi karşı koyamayacak duruma getirmek.

29 görüntülenme

sirayet etmek

1) hastalık geçmek, bulaşmak: 'Valinin hızı ve coşkusu, yanındakilere de bulaşıcı bir hastalık gibi sirayet ediyordu.' -A. Kulin. 2) mec. yayılmak, dağılmak: 'Bu dedikodular bizim eve bile sirayet etti.' -A. Gündüz.

29 görüntülenme

şehit düşmek (olmak)

kutsal bir ülkü veya inanç uğrunda ölmek: 'Biraz sonra Veysel'in arkadaşlarından biri daha şehit oldu.' -M. Ş. Esendal. 'Arkadaşı, düşmanlarla cenge varır ve şehit düşer.' -R. Enis.

29 görüntülenme

önüne geçmek

1) yolunu kesmek; 2) önlemek: 'Bütün siyasi tedbirler öyle bir tehlikeli hareketin önüne geçmek için alınmıştı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

29 görüntülenme

gözü büyükte olmak

büyük emeller beslemek.

29 görüntülenme

canı isterse

'kabul etmezse etmesin' anlamında kullanılan bir söz.

29 görüntülenme

zahmetine değmek

verilen emeği karşılamak.

29 görüntülenme

yerli yerinde olmak

1) eskiden olduğu yerde bulunmak: '... birçok yalılar ve köşklerse ... şimdi sazları ve sözleri susmuş olmakla beraber yine yerli yerindeydi.' -A. Ş. Hisar. 2) uygun, yakışır olmak.

29 görüntülenme

ölüm kalım meselesi (savaşı) yapmak (olmak)

yok olmamak amacıyla mücadeleye girişmek: 'Kurtuluş Savaşı'nda bir ölüm kalım savaşı içinde idik.' -H. Taner.

29 görüntülenme

meraktan ölmek

çok kaygılanmak.

29 görüntülenme

laf oturtmak

karşı tarafa gerektiği yerde, beklenilmeyen bir durumda, esaslı ve gereken bir laf söylemek.

29 görüntülenme

saman altından su yürütmek

belli etmeden iş çevirmek, ortalığı karıştırmak: 'Saman altından su yürüten, ürkek, kaypak görünüşlü insanoğlunu tanımışlığı var.' -Y. Kemal.

29 görüntülenme

in gibi

dar ve karanlık (yer).

29 görüntülenme

gücü gücü yetene

haklılığa değil kaba kuvvete veya güce dayanılarak.

29 görüntülenme

etten duvar örmek

korumak amacıyla çevresinde kalabalık insan birikmek.

29 görüntülenme

kellesinden olmak

can vermek, ölmek: 'Kimi kellesinden olur padişah olayım derken, kimi de yaka paça oturtulur tahtına.' -T. Oflazoğlu.

29 görüntülenme

şeytanın arka bacağı (kıç bacağı veya art ayağı)

çok akıllı ve yaramaz (çocuk).

29 görüntülenme

hırtlambası çıkmak

1) perişan bir biçimde giyinmiş olmak; 2) eşya, çok eskiyip dökülür durumda olmak: Koltukların hırtlambası çıktı.

29 görüntülenme

(birinin) başına kalmak

istemediği hâlde bir işi yapmak veya bir kimseye bakmak zorunluluğu ile karşılaşmak: 'Adam yüzüstü bırakıp gidince böyle bir numara çevirip başına kalmayı deniyor anlaşılan.' -E. Bener.

29 görüntülenme

canına yandığım (yandığımın)

argo sevgi, hayranlık, öfke vb. duygular anlatan bir söz: 'Hep böyle canına yandığımın, hep geç kalırım, hep treni kaçırırım.' -N. Hikmet.

29 görüntülenme

sokaklara dökülmek

kalabalık hâlde sokakta olmak.

29 görüntülenme

güvence vermek

1) bir anlaşmada taraflardan biriyle ilgili olarak sorumluluğu yüklenmek, inanca vermek, teminat vermek, garanti vermek; 2) bir sorumluluk karşılığı olarak para vb. ortaya koymak, inanca vermek, teminat vermek, garanti vermek.

29 görüntülenme

kendi derdine düşmek

kendi sorunu sebebiyle başka şeyle ilgilenememek: 'Savaş yüzünden herkes kendi derdine düşmüştü.' -A. Kutlu.

29 görüntülenme

canından bezmek (bıkmak veya usanmak)

ölümü göze alacak kadar sıkıntı içinde olmak: 'Artık doğrusu bendeniz canımdan bıktım.' -M. Ş. Esendal.

29 görüntülenme

şıkır şıkır oynamak

1) canlı bir biçimde oynamak; 2) mec. çok sevinmek.

29 görüntülenme

zannına düşmek

sanmak: 'Âdeta elimi uzatsam dokunabilirim zannına düşmüştüm.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

29 görüntülenme

canını almak

1) öldürmek: 'Ya hemen canını almaz da sana işkence edersem?' -N. F. Kısakürek. 2) canını verdirecek kadar memnun etmek; 3) sıkıntıya sokmak: 'İşi o makamdan o makama sora sora dolaşır, parasını almaz ama iş sahibinin canını alır.' -B. Felek.

29 görüntülenme

canını bağışlamak

öldürülmesi gerekirken vazgeçmek.

29 görüntülenme