En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Atasözleri

adı deliye çıkmak

deli olmadığı hâlde deli olarak tanınmak: 'Böyle bir şey yazmaya kalkarsam adım deliye çıkacak.' -R. N. Güntekin.

44 görüntülenme

afiyet üzere olmak

sağlıklı, rahat yaşıyor olmak.

44 görüntülenme

ağacın kurdu içinde olur

bir topluluğu çökertecek olan şey yine kendi içinden çıkar.

44 görüntülenme

ağaç kökünden yıkılır

bir düzen, ayrıntıların değişmesiyle değil temelin bozulmasıyla yıkılır.

44 görüntülenme

ağır durmak

ciddi, ağırbaşlı, oturaklı, soğukkanlı hareket etmek: 'Devlet adamlarının ileri gelenleri böyle sözlere karışmaz, ağır dururlar.' -M. Ş. Esendal.

43 görüntülenme

ağır yara almak

1) kavgada veya savaşta önemli ölçüde zarar görmek; 2) bir olayda beklenmeyen sıkıntılı ve olumsuz bir duruma düşmek.

43 görüntülenme

hazıra dağlar dayanmaz

sürekli harcama, en büyük birikimleri bile eritir.

43 görüntülenme

aç tokun gözüne bakmakla doymaz

yoksul insanla ilgilenmek ancak ona yardım etmekle olur.

43 görüntülenme

açın uykusu gelmez

1) aç olan kimse, kendisine ne kadar rahatlık sağlanırsa sağlansın, dinlendirilemez. 2) bir şeye ihtiyaç duyan kimse, ancak onun giderilmesiyle rahata kavuşturulabilir.

43 görüntülenme

açlıktan gözü (gözleri) dönmek (kararmak)

çok acıkmak: 'Bu akşam açlıktan gözü dönmüş bir hâlde bir evin mutfağına girmişti.' -S. F. Abasıyanık.

43 görüntülenme

açma sırrını dostuna, dostunun dostu vardır o da söyler dostuna

bir sır en yakın dosta bile söylenmemelidir.

43 görüntülenme

adı kalmak

bir kimse veya bir şey öldükten, ortadan çekildikten sonra dillerde yalnız adı dolaşmak.

43 görüntülenme

adım (adımını) atmak

1) yürümek için ayağını öne doğru uzatıp basmak. 2) mec. bir işe ilk kez girişmek.

43 görüntülenme

adını bağışlamak

hlk. kendi adını başka bir kimseye söylemek: Adınızı bağışlar mısınız?

43 görüntülenme

ağı gibi

1) acı veren, çok etkileyen; 2) çok sert, keskin.

42 görüntülenme

it itle gezer

kötü biri ancak kendisi gibi kötü olan birisiyle arkadaş olur.

42 görüntülenme

ağırlık olmak

1) sıkıntı vermek: 'Kimseye ağırlık olmaz, kimseyi sıkıştırmaz, iyilikten başka bir şey yapmaz.' -Ö. Seyfettin. 2) birine yük olmak, kendi masrafını başkasına çektirmek.

42 görüntülenme

ağız aramak (yoklamak)

öğrenmek istenilen şeyi söyletecek yolda dil kullanmak.

42 görüntülenme

açığını kapamak (kapatmak)

1) eksiğinin veya küçük düşürücü durumunun anlaşılmamasını sağlamak; 2) eksiğini tamamlamak.

42 görüntülenme

açık göte herkes tükürür

utanç verici, iğrendirici davranışları herkes ayıplar, tiksinti ile karşılar.

42 görüntülenme

ad yapmak

bir alanda ün kazanmak, ün almak.

42 görüntülenme

alışmadık götte don durmaz

bir kimse alışmadığı, sıkıcı bir duruma kendini kolay kolay uyduramaz, ondan bir an önce kurtulmaya çalışır.

42 görüntülenme

adı sanı olmak

bilinmek, tanınmak, ünlü olmak: 'Osman Efendi'nin adı sanı vardı.' -İ. H. Baltacıoğlu.

42 görüntülenme

dünya malı dünyada kalır

insan öldüğü zaman malını öbür dünyaya götüremez, bu nedenle gerek kendisi için gerekse hayırlı işler için para harcamaktan kaçınmamalıdır.

41 görüntülenme

ağızdan burun yakın, kardeşten karın yakın

insanın kendi yararı her şeyden önemlidir.

41 görüntülenme

açlık çekmek

yoksulluk içinde bulunmak.

41 görüntülenme

ağzını açıp gözünü yummak

öfke ile, sonunu düşünmeden ağzına gelen bütün ağır sözleri söylemek: 'Fakat bu inat, Emine'nin çenesini açmış; kızın ne kadar kusuru varsa babasından geldiğini söylerken, Tevfik'e ağzını açmış, gözünü yummuştu.' -H. E. Adıvar.

41 görüntülenme

adı çıkmış dokuza, inmez sekize

'birinin bir kere adı çıktıktan sonra onun hakkındaki yaygın inanç artık kolay kolay düzelemez' anlamında kullanılan bir söz: 'Artık o yana bir daha gelme, adın çıktı dokuza, inmez sekize, demedim miydi?' -B. Günel.

41 görüntülenme

kuş uçmaz, kervan geçmez

kimsenin uğramadığı ıssız ve sapa yer.

40 görüntülenme

dibi görünmeyen tastan su içme

bir işe girişirken her yönünü iyice araştır.

40 görüntülenme

En Çok Okunan Deyimler

el atmak

1) birisinin işine karışmak, müdahale etmek: 'Nereye el atsak, altından kirli işler çıkıyor.' -H. Topuz. 2) bir işe girişmek, teşebbüs etmek: 'Elbette birçok önemli konulara el attı ama ulusumuzun temel sorunlarından bazıları yüzüstü duruyor.' -T. Halman. 3) sarkıntılık etmek: 'Üvey babasının teklifleri, tenhalarda şurasına burasına el atması.' -O. Kemal. 4) yardım etmek, ilgilenmek.

125 görüntülenme

genizden konuşmak (çıkarmak)

burnu tıkalı gibi konuşmak: 'Genzinden çıkardığı seslerle ağlama taklidi yapıyordu.' -O. C. Kaygılı.

124 görüntülenme

(birinin) tepesine dikilmek

başına dikilmek.

124 görüntülenme

(birinin) üstünden silindir gibi geçmek

perişan etmek, çok yormak.

124 görüntülenme

falso çıkmak

bozuk olmak: 'Yüzde beş yüz kâr beklediği bu işlerin alt tarafı falso çıkınca apışmış kalmıştı.' -E. E. Talu.

124 görüntülenme

diş geçirmek

zorla veya inatla istediğini yaptırmak: 'Karşısındakine diş geçirmek inadı gene kabarmıştı.' -R. N. Güntekin.

124 görüntülenme

don çekmek

donmak: 'Badem ağacı, ayaz vurmaz, don çekmez, solmaz, dökülmez çiçeklerini açmıştı.' -T. Buğra.

124 görüntülenme

inim inim inletmek

birini büyük sıkıntıya sokmak.

124 görüntülenme

(birinin) kemiklerini kırmak

birini çok dövmek, aşırı dayak atmak: 'Kim ona yan bakarsa kemiklerini kırar, anasını ağlatırım.' -H. E. Adıvar.

124 görüntülenme

kulağına gelmek

1) kulağına çalınmak; 2) duymak.

124 görüntülenme

(davayı) nakzen görmek

huk. Yargıtay tarafından bozulan bir karar üzerine bozma sebeplerini de göz önünde tutarak davaya yeniden bakmak.

124 görüntülenme

içi kan ağlamak

çok üzüntü duymak: 'Demin Raif Efendi'nin karısını dinlerken içim kan ağlıyordu.' -Y. K. Beyatlı.

124 görüntülenme

gönlünü çelmek

1) kandırmak, yola getirmek, aşkını kazanmak: 'Nice beyler, paşalar onun peşinde yıllarca dolaşmışlar, onun gönlünü çelmek için her türlü çareye başvurmuşlardı.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) kendi yanına çekmek, sempatisini kazanmak: 'İlk tanıştığımız günden beri bana karşı gösterdiği yakınlıkla gönlümü çelmiş bulunmaktaydı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

124 görüntülenme

(birinin) künyesini okumak

ayıplarını yüzüne vurarak bir kimseye sövmek.

124 görüntülenme

direktif vermek

talimat vermek, emretmek, buyurmak: 'Projelere, tasavvurlara geçildi, Paşa direktifler veriyordu.' -T. Buğra.

124 görüntülenme

(bir şeyin) kanını emmek

insafsızca sömürmek: 'Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa hâlinde katı toprak üzerine attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

124 görüntülenme

feryat etmek

1) yüksek sesle haykırmak: 'İnsan tehlike karşısında ancak ana diliyle feryat edebiliyor.' -N. Hikmet. 2) mec. büyük bir yokluk, zarar ve sıkıntı içinde bulunmak: İstanbul, susuzluktan feryat ediyor.

124 görüntülenme

göz alabildiğine

1) gözün görebileceği en uzak yerlere kadar: 'Bu göz alabildiğine düzlük, sinsi bir bataklık gibidir.' -A. Erhat. 2) çok geniş, engin bir biçimde.

124 görüntülenme

eli eline değmemek

1) herhangi bir yakınlaşma olmamak; 2) birisiyle cinsel ilişkiye girmemiş olmak.

124 görüntülenme

göz hapsine almak

bakışlarını üzerinden ayırmamak, gözetlemek, hiçbir davranışını gözden kaçırmamak: 'Sözü sohbeti yerinde görünen birkaç erkeği haftalarca göz hapsine aldı.' -R. N. Güntekin.

124 görüntülenme

payidar kalmak (olmak)

kalmak, yok olmamak, yaşamak: 'Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.' -Atatürk.

124 görüntülenme

nabzını yoklamak

1) niyetini, düşüncesini, eğilimini anlamaya çalışmak: 'Milletin sesini işitmek, nabzını yoklamak, meselesini ve durumunu kaynakta öğrenmek istiyordu.' -T. Buğra. 2) düşünce, niyet ve eğilimi anlamak için ön araştırma yapmak.

124 görüntülenme

(bir şey birinin) zihnini kurcalamak (tırmalamak)

1) bir şey sık sık hatırlanıp insanı düşündürmek: 'Beni sevmiyor, yeniden zihnimi kurcalamak, sinirlerimi üzüntü içinde bırakmak istiyor.' -E. İ. Benice. 2) çözülmesi gerekli bir konu üzerinde durmak.

124 görüntülenme

sandık başına gitmek

sandığa gitmek.

124 görüntülenme

cep harçlığını çıkarmak

günlük masrafını karşılayacak kadar kazanç sahibi olmak: 'Tuttuğu odayı, ayda üç bin Frankla başkasına veriyor; arada hiç olmazsa cep harçlığını çıkarıyordu.' -A. İlhan.

123 görüntülenme

üç aşağı beş yukarı

yaklaşık olarak, az bir farkla: 'Üç aşağı beş yukarı anlaştık sayılır.' -S. F. Abasıyanık.

123 görüntülenme

yüz çevirmek

gösterdiği ilgiyi kesmek: '... vergi kâtibinden yüz çevirmişler, kendisine hasım olmuşlardı.' -E. E. Talu.

123 görüntülenme

kafadan atmak

bir konu üzerinde inceleme yapmadan rastgele konuşmak, uydurmak, yalan söylemek.

123 görüntülenme

bok yemek

kaba yakışıksız bir iş yapmak: 'Merak etme kızım, bok yiyor o herif, dedi.' -A. Kutlu.

123 görüntülenme

başı dara düşmek

sıkıntıya girmek: 'Adamın başı dara düşünce yardımına Hayrullah koşmaz da kim koşar?' -A. İlhan.

123 görüntülenme