En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Atasözleri

aç susuz kalmak

1) yoksulluktan yaşayamayacak bir duruma gelmek; 2) yoksul bir duruma düşmek.

34 görüntülenme

adalet dağıtmak

kanunların saydığı hakları sahiplerine vermek.

34 görüntülenme

adımını geri atmak

başladığı bir işten geri dönmek.

34 görüntülenme

kuş uçmaz, kervan geçmez

kimsenin uğramadığı ıssız ve sapa yer.

33 görüntülenme

ağır yara almak

1) kavgada veya savaşta önemli ölçüde zarar görmek; 2) bir olayda beklenmeyen sıkıntılı ve olumsuz bir duruma düşmek.

33 görüntülenme

dünya malı dünyada kalır

insan öldüğü zaman malını öbür dünyaya götüremez, bu nedenle gerek kendisi için gerekse hayırlı işler için para harcamaktan kaçınmamalıdır.

33 görüntülenme

ağızdan burun yakın, kardeşten karın yakın

insanın kendi yararı her şeyden önemlidir.

33 görüntülenme

acısını almak

1) acılığını gidermek; 2) sızıyı dindirmek.

33 görüntülenme

hazıra dağlar dayanmaz

sürekli harcama, en büyük birikimleri bile eritir.

33 görüntülenme

aç kalmak, borçlu olmaktan iyidir

sözünün eri olana, borcunu ödeyememek aç kalmaktan daha ağır gelir.

33 görüntülenme

açığını kapamak (kapatmak)

1) eksiğinin veya küçük düşürücü durumunun anlaşılmamasını sağlamak; 2) eksiğini tamamlamak.

33 görüntülenme

ad yapmak

bir alanda ün kazanmak, ün almak.

33 görüntülenme

alışmadık götte don durmaz

bir kimse alışmadığı, sıkıcı bir duruma kendini kolay kolay uyduramaz, ondan bir an önce kurtulmaya çalışır.

33 görüntülenme

adım (adımını) atmak

1) yürümek için ayağını öne doğru uzatıp basmak. 2) mec. bir işe ilk kez girişmek.

33 görüntülenme

afiyet üzere olmak

sağlıklı, rahat yaşıyor olmak.

33 görüntülenme

ağanın gözü, yiğidin sözü

çalışanlarını gereği gibi yöneten ve çalıştıran kişi iyi bir yöneticidir, sözünün eri olan kimse de yiğittir.

33 görüntülenme

gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz

kolay kolay onarılamayacağı için bir kimsenin özellikle de dostlarımızın gönlünü kırmamaya özen göstermeliyiz.

32 görüntülenme

dibi görünmeyen tastan su içme

bir işe girişirken her yönünü iyice araştır.

32 görüntülenme

ağı gibi

1) acı veren, çok etkileyen; 2) çok sert, keskin.

32 görüntülenme

ağır durmak

ciddi, ağırbaşlı, oturaklı, soğukkanlı hareket etmek: 'Devlet adamlarının ileri gelenleri böyle sözlere karışmaz, ağır dururlar.' -M. Ş. Esendal.

32 görüntülenme

ağırlığını (ortaya) koymak

kimliğini ve kişiliğini kabul ettirmek.

32 görüntülenme

ağırlık olmak

1) sıkıntı vermek: 'Kimseye ağırlık olmaz, kimseyi sıkıştırmaz, iyilikten başka bir şey yapmaz.' -Ö. Seyfettin. 2) birine yük olmak, kendi masrafını başkasına çektirmek.

32 görüntülenme

buğdayım var deme ambara girmeyince, oğlum var deme yoksulluğa ermeyince (düşmeyince)

bir şeyin senin olduğundan kuşkun kalmaması için gereken bütün koşullar gerçekleşmelidir.

32 görüntülenme

ağzı açık ayran delisi (budalası)

1) yeni gördüğü her şeye şaşkınlıkla bakan; 2) saf, bön.

32 görüntülenme

açlık çekmek

yoksulluk içinde bulunmak.

32 görüntülenme

açlıktan gözü (gözleri) dönmek (kararmak)

çok acıkmak: 'Bu akşam açlıktan gözü dönmüş bir hâlde bir evin mutfağına girmişti.' -S. F. Abasıyanık.

32 görüntülenme

ağzını açıp gözünü yummak

öfke ile, sonunu düşünmeden ağzına gelen bütün ağır sözleri söylemek: 'Fakat bu inat, Emine'nin çenesini açmış; kızın ne kadar kusuru varsa babasından geldiğini söylerken, Tevfik'e ağzını açmış, gözünü yummuştu.' -H. E. Adıvar.

32 görüntülenme

açmaza düşmek

içinden çıkılması güç durumda kalmak.

32 görüntülenme

adı deliye çıkmak

deli olmadığı hâlde deli olarak tanınmak: 'Böyle bir şey yazmaya kalkarsam adım deliye çıkacak.' -R. N. Güntekin.

32 görüntülenme

afyon yutmak

1) uyuşturucu olarak afyon kullanmak; 2) mec. gerçeği göremeyecek kadar kendinde olmamak.

32 görüntülenme

En Çok Okunan Deyimler

(birinin) künyesini okumak

ayıplarını yüzüne vurarak bir kimseye sövmek.

95 görüntülenme

otuz iki dişe keman çaldırmak

içecek çok soğuk olmak.

95 görüntülenme

deve nalbanda bakar gibi

alay hiç görmediği, bilmediği bir şeye bakar gibi.

95 görüntülenme

(birine) diş geçirememek

gücü yetmemek: 'Anası cahil kadın... Delikanlı oğluna diş geçiremedi.' -R. N. Güntekin.

95 görüntülenme

dil uzatmak

bir kimse veya bir şey için kötü söylemek: 'Başka ulusların kabahatleri ne olursa olsun, dost ve düşman bize nasıl dil uzatırlarsa uzatsın...' -T. Halman.

95 görüntülenme

barut gibi

1) öfkeli, huysuz, sert, aksi (kimse): 'Hocamız barut gibi sert bir adam.' -H. R. Gürpınar. 2) pek ekşi; 3) acı.

94 görüntülenme

nispet vermek (yapmak)

karşısındakini kızdırmak için ona gösteriş yapmak: 'Yolun ortasında bir kolunu belime dolayarak bana şöylece nispet vermesin mi?' -O. C. Kaygılı.

94 görüntülenme

hık mık etmek

1) bir işten kaçınmak için bahaneler ileri sürmeye çalışmak; 2) sorulan bir soruya açık bir anlamı olmayan, belirsiz cevaplar vermek.

94 görüntülenme

fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp

'yoksulluk utanılacak bir şey değildir, çalışmamak en büyük ayıptır' anlamında kullanılan bir söz.

94 görüntülenme

(birinin) üstünden silindir gibi geçmek

perişan etmek, çok yormak.

94 görüntülenme

yüz çevirmek

gösterdiği ilgiyi kesmek: '... vergi kâtibinden yüz çevirmişler, kendisine hasım olmuşlardı.' -E. E. Talu.

94 görüntülenme

zihni bulanmak (karışmak)

1) düşünürken olaylar arasındaki bağlantıyı yitirmek; 2) ne yapacağını şaşırmak: 'Duvar saatine bakmayı akıl ettiğinde ise zihni adamakıllı bulandı.' -İ. O. Anar.

94 görüntülenme

damdan düşer gibi

birdenbire ve yersiz olarak: 'Damdan düşer gibi birdenbire söyleyecek, açacak olursam itiraz eder.' -M. Yesari.

94 görüntülenme

giydiği yakışırken eller bakışırken

'gençken, güzelken' anlamında kullanılan bir söz.

94 görüntülenme

(iş) pot gelmek

sonu iyi olmamak, ters gelmek: 'İşlerin doğru gitmeyen, pot gelen yerleri çok ise de sorulunca söylenecek karşılıklar bulunmuştu.' -M. Ş. Esendal.

94 görüntülenme

ışık tutmak

1) bir yeri ışıkla aydınlatmak: 'Biraz evvel bize ışık tutan sakallı adam bu hareketime dikkat etmişti.' -R. N. Güntekin. 2) düşüncesiyle kılavuzluk etmek, konuyu aydınlatıcı düşünceler söylemek, tutacağı yolu göstermek: 'Gökalp, bu odada her gün yeni bir konuya ışık tutardı.' -Y. Z. Ortaç.

94 görüntülenme

(birine) ot yoldurmak

çok zor bir iş gördürmek, çok uğraştırmak.

94 görüntülenme

aklı başından gitmek

çok sevinçten veya çok korkudan ne yapacağını şaşırmak.

94 görüntülenme

içi daralmak

sıkılmak, bunalmak: 'Hayvan aklıma geldikçe içim daralıyor dayı.' -N. Kurşunlu.

94 görüntülenme

ayağının altına karpuz kabuğu koymak

bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle işinden uzaklaştırmak.

94 görüntülenme

aklı çıkmak

sonucun kötü olacağını düşünerek korkuya kapılmak: Para harcayacak diye aklı çıkıyor.

94 görüntülenme

bir eli yağda bir eli balda (olmak)

varlık ve bolluk içinde (olmak): 'Onlara göre bir eli yağda bir eli balda olan babam için dünyalık hiç bir sıkıntı ve tasa olmamak lazımdı.' -K. Bilbaşar.

94 görüntülenme

(birini) avucunun içinde tutmak

ona istediğini yaptıracak güçte olmak.

94 görüntülenme

ayak bağı olmak

bir yere gidilmesine veya bir işin yapılmasına engel olmak: Bu çocuk bana ayak bağı oluyor.

94 görüntülenme

(bir şeyin) içine etmek (sıçmak)

kaba bozup berbat etmek, içine etmek.

94 görüntülenme

feryat etmek

1) yüksek sesle haykırmak: 'İnsan tehlike karşısında ancak ana diliyle feryat edebiliyor.' -N. Hikmet. 2) mec. büyük bir yokluk, zarar ve sıkıntı içinde bulunmak: İstanbul, susuzluktan feryat ediyor.

94 görüntülenme

bileğine güvenmek

gücüne veya hünerine güvenmek.

94 görüntülenme

(bir iş) gâvur orucu gibi uzamak

bir iş gereğinden çok sürmek, sürüncemede kalmak.

94 görüntülenme

(bir iş) kâğıt üzerinde (üstünde) kalmak

1) yapılması düşünülmüş olduğu hâlde yapılmamak; 2) kararı bağlandığı hâlde uygulanmamak.

94 görüntülenme

aklını kaçırmak

1) delirmek: 'Cesareti de adamakıllı kırılmış, aklını kaçıran babasının hâli onu perişan etmişti.' -İ. O. Anar. 2) gereksiz, yersiz iş yapmak.

94 görüntülenme