En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Atasözleri

aç açık kalmak

yoksulluk içinde, evsiz barksız kalmak.

48 görüntülenme

aç kurt aslana saldırır

aç kimse karnını doyurmak için gerekirse ölümü göze alır.

48 görüntülenme

ağaca balta vurmuşlar 'sapı bedenimden' demiş

insana en yakını bile kötülük edebilir.

47 görüntülenme

aç esner, âşık gerinir

herkes içinde bulunduğu koşula göre davranır.

45 görüntülenme

acı çekmek (duymak)

1) ağrı, sızı duymak: Ameliyattan sonra çok acı çekti. 2) mec. üzülmek, üzüntü içinde kalmak: 'Bu faciaya bizzat karışmışım gibi bir acı duyuyordum.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

44 görüntülenme

acıkanın yanağından, susayanın dudağından belli olur

bir insanın ne durumda olduğu yüzünden anlaşılır.

44 görüntülenme

misafir on kısmetle gelir, birini yer dokuzunu bırakır

Tanrı, misafirin yediğinden kat kat fazlasını, misafir ağırlıyor diye ev sahibine verir.

44 görüntülenme

aç kurt gibi

büyük bir istekle.

44 görüntülenme

aç kurt yavrusunu yer

açın gözü kararmıştır, karnını doyurmak için ölümü bile göze alarak kendisinden kat kat güçlü olan yaratıklarla boğuşur.

44 görüntülenme

acından ölmek

1) çok acıkmak; 2) aşırı derecede yoksul olmak.

43 görüntülenme

aç aslandan tok domuz yeğdir

soysuz olup para kazanan, soylu olup da para kazanmayandan üstündür.

43 görüntülenme

aç ayı oynamaz

kendisinden iş beklenilen kimseden emeğinin karşılığı esirgenmemelidir.

43 görüntülenme

aç kalmak

1) karnını doyuramamak: 'Fatma'nın yemek çantası olmasaydı, dün aç kalmıştım.' -F. R. Atay. 2) yoksulluğa düşmek.

43 görüntülenme

aç ölmez gözü kararır, susuz ölmez benzi sararır

yoksulluk insanı öldürmez ama türlü türlü üzüntü ve sıkıntı içinde yıpratır.

43 görüntülenme

değirmenden gelenden poğaça umarlar

başka bir yerden gelen kimseden, geldiği yerle ilgili, küçük de olsa bir armağan beklenir.

43 görüntülenme

aslan kocayınca sıçan deliği gözetir

güçlü olduğunda ağır ve büyük işler yapan, büyük kazançlar elde eden kimse, güçten düşünce pek küçük işlerle uğraşır, azla yetinir.

42 görüntülenme

acele işe şeytan karışır

düşünüp taşınmadan ivedi olarak yapılan işten iyi sonuç alınamaz.

42 görüntülenme

acı gelmek

dokunmak, kırmak, üzmek: 'Bu durumun gerçeklerle uyumsuzluğu ona acı geliyor.' -A. Kutlu.

42 görüntülenme

acze düşmek

çaresiz kalmak, elinden bir şey gelmemek.

42 görüntülenme

aç aç ile yatınca arada dilenci doğar

karı koca yoksul olursa bunların çocukları da yoksul olur.

42 görüntülenme

aç domuz darıdan çıkmaz

kötü yaradılışlı aç olan kimse kime, neye zarar verdiğini düşünmeden sadece karnını doyurmaya bakar.

42 görüntülenme

afyon çekmek

keyif için afyon yutmak.

42 görüntülenme

ağız kalabalığına getirmek

1) birini gereksiz sözlerle şaşırtmak; 2) ilgisiz sözler söyleyerek asıl konudan uzaklaştırmak.

41 görüntülenme

Karadeniz'de gemilerin mi battı?

çok düşünceli ve durgun görünen kimseler için kullanılan bir söz.

41 görüntülenme

âciz kalmak

çok uğraşmasına karşın bir işi yapamamak: 'Kitaplar Taptuk'u anlatmaktan âciz kalır.' -A. Kabaklı.

41 görüntülenme

ağzı oynamak

1) bir şeyler yemek; 2) konuşmak.

41 görüntülenme

acısı ortaya çıkmak

olumsuz sonucu yavaş yavaş ortaya çıkmak: 'Dur bakalım daha hele, o içtiklerinin acısı bir bir çıkacak ortaya.' -M. İzgü.

40 görüntülenme

aç at yol almaz, aç it av almaz

iş gördürdüğünüz kimselerin haklarını tam olarak vermezseniz kendilerinden yararlanamazsınız.

40 görüntülenme

açık kapı bırakmak

gereğinde, bir konuya yeniden dönebilme imkânı bırakmak, kesip atmamak.

40 görüntülenme

yazın gölge hoş, kışın çuval boş

1) yazın keyifli yerlerde tembel tembel oturan kışın yiyecek bulamaz; 2) gençliğinde kazanç peşinde koşmayıp zevke dalan hastalığında veya ihtiyarlığında perişan olur.

39 görüntülenme

En Çok Okunan Deyimler

yüzünden kan damlamak

çok sağlıklı olmak, sağlığı yüzünün renginden belli olmak.

99 görüntülenme

direksiyon kırmak

aracı istenilen yöne çevirebilmek için direksiyonu o yöne döndürmek.

98 görüntülenme

genizden konuşmak (çıkarmak)

burnu tıkalı gibi konuşmak: 'Genzinden çıkardığı seslerle ağlama taklidi yapıyordu.' -O. C. Kaygılı.

98 görüntülenme

yoluna baş koymak

bir amaca, bir gayeye yönelmek, bütün varlığıyla kendini vermek.

98 görüntülenme

zeytinyağı gibi üste çıkmak

bir sorunda haksız olduğunu kabul etmemek, ustalıkla kendini haklı çıkarmaya çalışmak: 'Sizler hep böylesiniz. Zeytinyağı gibi üste çıkmaya alışmışsınız.' -A. Kulin.

98 görüntülenme

(bir şeyi) abes bulmak

gereksiz, saçma sapan olarak kabul etmek: 'Annem eniştemizin bu son sözlerini dinlemeyi artık abes bulurdu.' -A. Ş. Hisar.

98 görüntülenme

(birinin) gözünün yaşına bakmamak

acımamak, merhamet etmemek.

98 görüntülenme

(birine) kollarını açmak

1) içtenlikle karşılamak veya kucaklamaya hazırlanmak, sevgisini ve dostluğunu göstermek: 'O gün ... bütün bir yıl dargın durduklarına kollarını açarlardı.' -H. Taner. 2) korumak, yardım etmek.

98 görüntülenme

akıl havsala almamak

akla mantığa sığmamak: 'Artık bu kadarını akıl havsala alamaz.' -R. H. Karay.

98 görüntülenme

para saçmak

gereğinden çok para harcamak.

98 görüntülenme

buz gibi

1) çok soğuk; 2) çok soğuk bir etki uyandıran (şey veya kimse); 3) kötü nitelikler için kesinlik: Adam buz gibi hırsız. 4) kesinlikle: 'Elbette can sıkıntısına düşer, buz gibi düşman kesilir erkeğe.' -A. Erhat.

98 görüntülenme

aklı kesmek

1) anlamak, idrak etmek; 2) bir şeyin olabileceğine inanmak: 'Ağzımı aradı, rahat mıydım, burada okuyacağımı aklım kesmiş miydi?' -A. Kutlu.

98 görüntülenme

gönül yıkmak

birini çok üzecek bir davranışta bulunmak, gücendirmek, gönül kırmak.

98 görüntülenme

(aralarında) kan olmak

aralarında kan davası bulunmak.

98 görüntülenme

gözden (gözünden) kaçmak

görülmemek, farkına varılmamak: 'Emeğinin ve cesaretinin gözümden kaçmış bulunmasından hâlâ üzgünlük duyuyorum.' -A. Ağaoğlu.

98 görüntülenme

kaymak gibi

1) bembeyaz ve pürüzsüz; 2) tadı güzel ve yumuşak: 'Patlıcan kızartması, pilav, bir de koca kâse kaymak gibi yoğurttan oluşan yemeğimizi yedik.' -H. R. Gürpınar.

98 görüntülenme

gel zaman git zaman

'aradan oldukça uzun bir zaman geçtikten sonra' anlamında kullanılan bir söz.

98 görüntülenme

(birinin) eline bakmak

1) bir kimsenin yardımıyla geçinmek: 'Bir senedir burada oturuyorlar, o küçüğün eline bakıyorlar.' -P. Safa. 2) 'ne getirdi' diye gözlemek.

97 görüntülenme

hizmet görmek

birisinden yardım almak: 'Değil kendisine hizmet etmeye, kendisinden herhangi bir hizmet görmeye bile tahammül edemeyeceği bir insana '-Ne istiyorsunuz?' demek yok.' -S. F. Abasıyanık.

97 görüntülenme

dalgalanmaya bırakmak

1) ekon. paranın gerçek değerini bulması için girişimde bulunmadan beklemek; 2) mec. bir konu için girişimde bulunmadan beklemek.

97 görüntülenme

ateşler içinde yanmak

1) hasta çok ateşli bir durumda olmak; 2) mec. bir şeye fazlasıyla tutulmak.

97 görüntülenme

deyip de geçmemek

önemsemek: 'Yengeye yenge deyip geçmeyelim. Bir mahalleyi susta durdurur.' -M. Ş. Esendal.

97 görüntülenme

el çektirmek

görevinden uzaklaştırmak: 'Sorumluları tespit edildi, işten el çektirildi.' -M. Ş. Esendal.

97 görüntülenme

burnu çenesine değmek

çok yaşlanmak: 'Bu kez gelen, burnu çenesine değmiş bir acuzeydi.' -İ. O. Anar.

97 görüntülenme

felsefe yapmak

1) olayların sebep ve sonuçları üzerine kendince soyut birtakım düşünceler ileri sürmek: 'Sana su şehirlerinin felsefesini yaptım.' -H. C. Yalçın. 2) bilgiçlik taslamak: 'Saldırmak onun içgüdülerinden biridir ve yöntemi çekiçle felsefe yapmaktır.' -S. Birsel.

97 görüntülenme

gönlünü çelmek

1) kandırmak, yola getirmek, aşkını kazanmak: 'Nice beyler, paşalar onun peşinde yıllarca dolaşmışlar, onun gönlünü çelmek için her türlü çareye başvurmuşlardı.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) kendi yanına çekmek, sempatisini kazanmak: 'İlk tanıştığımız günden beri bana karşı gösterdiği yakınlıkla gönlümü çelmiş bulunmaktaydı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

97 görüntülenme

direktif vermek

talimat vermek, emretmek, buyurmak: 'Projelere, tasavvurlara geçildi, Paşa direktifler veriyordu.' -T. Buğra.

97 görüntülenme

(bir şeyin) kanını emmek

insafsızca sömürmek: 'Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa hâlinde katı toprak üzerine attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

97 görüntülenme

haddi hesabı yok

sayılamayacak kadar çok, sınırsız, ölçüsüz: 'Çocuklara yemiş getirenin haddi hesabı yok.' -H. R. Gürpınar.

97 görüntülenme

elde etmek

1) bir şeye sahip olmak: 'O parlak siyah gözler, onları bir daha elde edemeyecek miydi?' -H. Z. Uşaklıgil. 2) bir kimseyi kendi hizmetine almak veya kendinden yana çekmek.

97 görüntülenme