En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Atasözleri

açlıktan imanı gevremek

çok acıkmak.

40 görüntülenme

açtı ağzını, yumdu gözünü

öfkelenerek veya kızarak ağır sözler söyledi.

40 görüntülenme

ağır yongayı yel kaldırmaz

ağırbaşlı kimseye ufak tefek olaylar etki edemez, zarar veremez.

39 görüntülenme

ağırlığını (ortaya) koymak

kimliğini ve kişiliğini kabul ettirmek.

39 görüntülenme

buğdayım var deme ambara girmeyince, oğlum var deme yoksulluğa ermeyince (düşmeyince)

bir şeyin senin olduğundan kuşkun kalmaması için gereken bütün koşullar gerçekleşmelidir.

39 görüntülenme

ağzına geldiği gibi

önünü sonunu düşünmeden.

39 görüntülenme

açlık ile tokluğun arası yarım yufka

yoksul olan buna üzülmemelidir, küçücük bir şey bile en büyük ihtiyacı gidermeye yeter.

39 görüntülenme

adı gibi bilmek

çok iyi bilmek.

39 görüntülenme

adımlarını sıklaştırmak

daha küçük ve çabuk adımlar atarak hızlı yürümek, ivmek, acele etmek.

39 görüntülenme

adını ...-ye çıkarmak

bir kişinin sahip olmadığı niteliklerle tanınmasına yol açmak: Adını deliye çıkardılar.

39 görüntülenme

afyon yutmak

1) uyuşturucu olarak afyon kullanmak; 2) mec. gerçeği göremeyecek kadar kendinde olmamak.

39 görüntülenme

ağanın gözü, yiğidin sözü

çalışanlarını gereği gibi yöneten ve çalıştıran kişi iyi bir yöneticidir, sözünün eri olan kimse de yiğittir.

39 görüntülenme

ağırlık basmak (çökmek)

1) gevşeklik ve uyku gelmek; 2) ağır bir hava kaplamak; 3) sessizlik oluşmak: 'Yavaş yavaş bir ağırlık çöktü. Bir sakinlik herkesi kapladı.' -M. Ş. Esendal.

38 görüntülenme

ağzı dili tutulmak

1) konuşamamak; 2) beklenmedik bir durum karşısında heyecanlanmak, hayranlık duymak: 'Kızları gördün, ağzın dilin tutuldu gayri.' -N. Cumalı.

38 görüntülenme

aç yanından kaç

aç insan tehlikelidir.

38 görüntülenme

açlıktan ölmek

dayanılmaz derecede acıkmak, çok acıkmak.

38 görüntülenme

ad almak

1) kendisine ad verilmek; 2) ün kazanmak.

38 görüntülenme

adres bırakmak (göstermek, vermek)

arandığında bulunabileceği, oturduğu yeri bildirmek: 'Kendisi, soracak olurlarsa Hayrettin Ağa'nın adresini vermesini söyledi.' -M. Yesari.

38 görüntülenme

affını dilemek (istemek)

bir iş veya görevi yerine getiremeyeceğini nezaketle bildirmek.

38 görüntülenme

affınıza sığınarak

'hoşgörünüze güvenerek' anlamında kullanılan bir nezaket sözü: 'Affınıza sığınarak malumatınızı da madamdan aldım.' -A. Ümit.

38 görüntülenme

afiş yutmak

yalana dolana kanmak: Geç baba, geç, artık afiş yutmuyoruz.

38 görüntülenme

gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz

kolay kolay onarılamayacağı için bir kimsenin özellikle de dostlarımızın gönlünü kırmamaya özen göstermeliyiz.

37 görüntülenme

bir felaket bin nasihatten yeğdir

yaşanan olaylar, öğütlerden çok daha etkilidir.

37 görüntülenme

ağır ol, batman gel

ağırbaşlı ol ki el üstünde tutulasın.

37 görüntülenme

ağız (ağzını) açmak

1) konuşmaya başlamak; 2) kesici aletleri keskin duruma getirmek; 3) ağır sözler söylemeye başlamak; 4) azarlamak, paylamak: 'Aman efendim, bendenize bir ağız açtılar, donakalmışım.' -M. Ş. Esendal. 5) alık alık bakmak.

37 görüntülenme

ağız yaymak

açık ve dürüst konuşmaktan kaçınmak.

37 görüntülenme

ağızda sakız gibi çiğnemek

bir söz veya düşünceyi sık sık tekrarlayıp durmak.

37 görüntülenme

ağzı açık ayran delisi (budalası)

1) yeni gördüğü her şeye şaşkınlıkla bakan; 2) saf, bön.

37 görüntülenme

açık düşmek

1) herhangi bir sebeple bir filodan veya istenilen yerden uzakta kalmak; 2) sp. yağlı güreşte yenilgi sebebi olan sırtı veya yanı toprağa değmek.

37 görüntülenme

açıklık kazanmak

bir konu aydınlanmak, anlaşılır duruma gelmek.

37 görüntülenme

En Çok Okunan Deyimler

yüreği kabarmak

1) içi sıkıntı ile dolup derin soluk alma gereğini duymak; 2) midesi bulanmak: 'Ne dersiniz kız bayağı hasta oldu, deniz tutmuş gibi yüreği kabarmaya başladı.' -R. N. Güntekin.

123 görüntülenme

(bir şeyin) içine etmek (sıçmak)

kaba bozup berbat etmek, içine etmek.

123 görüntülenme

(bir işe) kendini vermek (vurmak veya çalmak)

bir şeye bütün varlığıyla bağlanmak, başka her şeyle ilgisini kesip tek şeyle aşırı ölçüde ilgilenmek: 'Sattım dükkânı, verdim kendimi tiyatroculuğa.' -N. Hikmet.

123 görüntülenme

(bir işi birinin) sütüne havale etmek

işi, beklenen biçimde yapmasını o kişinin vicdanına bırakmak.

123 görüntülenme

siktir et!

1) 'aldırma, önem verme!' anlamında kullanılan bir söz; 2) 'kov, defet!' anlamında kullanılan bir söz.

123 görüntülenme

(birine) felfelek sokmak

birini kuşkuya düşürmek: 'Sen beni bekle, bir gün seni alırım diye kıza bir felfelek sokmuş.' -R. N. Güntekin.

122 görüntülenme

deyip de geçmemek

önemsemek: 'Yengeye yenge deyip geçmeyelim. Bir mahalleyi susta durdurur.' -M. Ş. Esendal.

122 görüntülenme

süzüm süzüm süzülmek

kendini beğenmiş bir tavırla ağırbaşlı oturup çevreye bakmak: 'Gelin tarafı da görümceler de yerlerinden kımıldamadılar, süzüm süzüm süzüldüler.' -E. Bener.

122 görüntülenme

avuç (avucunu) açmak

1) dilenmek, para istemek: 'İki gündür yemek yemedim ama daha avuç açmadım.' -N. Hikmet. 2) yardım istemek: 'Elinde böyle bir sanat varken herkes sana avuç açmaktan başka ne yapabilir?' -N. F. Kısakürek.

122 görüntülenme

(bir şeyi) çorba etmek

karıştırmak.

122 görüntülenme

boynu kıldan ince olmak

haksız olduğu anlaşıldığında verilecek her türlü cezaya razı olmak: 'Eğer efendim, bir kelime yalanım varsa hükûmete karşı boynum kıldan incedir. Vurunuz.' -H. R. Gürpınar.

122 görüntülenme

tadını almak

bir şeyin güzelliğini bilir olmak, zevkine varmak.

122 görüntülenme

baş etmek

1) gücü yetmek: 'Ben onlarla baş etmeye çalışıyordum ki Hasan'ın kapısı birden açıldı.' -E. Bener. 2) başarı kazanmak.

122 görüntülenme

doğru bildiği yoldan ayrılmamak (şaşmamak)

her ne olursa olsun inandığı ilkelere bağlı kalmak: 'Bunları asla yapmayacağımı biliyorsun, su testisi su yolunda kırılır; ben doğru bildiğim yoldan ayrılmayacağım.' -H. Topuz.

122 görüntülenme

güneş batmak

gün sonunda, güneş ufukta kaybolmak: 'Akşam iyice yaklaşmış, güneş batmaya yüz tutmuştu.' -O. C. Kaygılı.

122 görüntülenme

mola vermek

uzun süren yolculuğa, yürüyüşe veya çalışmaya, dinlenmek amacıyla bir süre ara vermek, oturup dinlenmek: 'Otobüs, yol üzerinde bir kasabanın çarşısında yarım saat mola vermişti.' -R. N. Güntekin.

122 görüntülenme

film çekmek

1) sin. ve TV bir sinema kamerasıyla görüntüleri tespit etmek veya bir hareket ve görünüşün sıralı resmini çekmek; 2) vücudun röntgenini almak.

122 görüntülenme

derine inmek

bir konu üzerinde uzun uzadıya durup araştırmak.

122 görüntülenme

yükte hafif pahada ağır

taşınması kolay olan değerli (eşya): '... işgal altındaki memleketlere o günlerde sık sık ve kolaylıkla seyahat etmiş, yükte hafif pahada ağır eşya sokup çıkarmışlardır.' -H. E. Adıvar.

122 görüntülenme

bebek gibi

1) çok güzel (kadın); 2) bebeğe yakışır bir biçimde: 'Annesinin arkasında asılı bir bebek gibi de çantada mışıl mışıl uyurdu.' -N. F. Kısakürek.

122 görüntülenme

öküz gibi

aptal, anlayışsız bir biçimde: 'Usta şoför olsa tramvay fren yapınca bunu sezer, gelip öyle öküz gibi bindirmezdi.' -H. Taner.

122 görüntülenme

aklı çıkmak

sonucun kötü olacağını düşünerek korkuya kapılmak: Para harcayacak diye aklı çıkıyor.

122 görüntülenme

dile getirmek

1) konuşturmak: 'Yıllar yılı, bu amaçları devlet adamlarımız, basınımız, sanat âlemimiz dile getirip durmuştur.' -T. Halman. 2) belirtmek, anlatmak, açıklamak, ifade etmek: 'Kendi kendime, adlı şiirinde bunu şöyle dile getirir.' -S. Birsel.

122 görüntülenme

sevinçten uçmak

çok sevinmek.

122 görüntülenme

ayak bağı olmak

bir yere gidilmesine veya bir işin yapılmasına engel olmak: Bu çocuk bana ayak bağı oluyor.

122 görüntülenme

döküp saçmak

dağıtmak, ziyan etmek.

122 görüntülenme

(birini) gafil avlamak

umulmadık, beklenmedik bir zamanda yakalamak, zor duruma düşürmek: 'Nasıl sinsice yaklaşmıştı baykuş, düşmanlarını nasıl gafil avlamıştı.' -C. Meriç.

122 görüntülenme

sübut bulmak

tanıtlanmak, ispat edilmek: Suç sübut buldu.

122 görüntülenme

içi geçmek

1) istemeden kısa bir süre uyuyuvermek: 'Hanife kadın hastalandı, şimdi o gelinceye kadar işlerini ben yapıyorum, çamaşır yıkadım da yorulmuşum, şöyle içim geçmiş.' -R. H. Karay. 2) bir işe yaramaz duruma gelmek: 'Islak duvarların, rüzgâr vurdukça çatırdayan çatıların altında insanların içi geçti.' -L. Tekin. 3) yaşlılıktan, güçsüzlükten isteksiz olmak, hiçbir şeye ilgi duymamak; 4) kavun, karpuz vb. yenmeyecek biçimde içi bozulmuş olmak.

122 görüntülenme

(bir şey) el değiştirmek

bir şeyin kullanımı veya mülkiyeti bir kimseden başka bir kimseye geçmek.

122 görüntülenme