En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Atasözleri

açtırma kutuyu, söyletme kötüyü

kendin hakkındaki kötü düşüncelerimi veya bildiklerimi bana söyletme.

35 görüntülenme

acı acıyı keser, su sancıyı

bir güçlüğü yenmek için başka bir güç yola başvurulmalıdır.

34 görüntülenme

acısını görmek

bir yakınının ölümünü görmek.

34 görüntülenme

aç gözünü, açarlar gözünü

yaptığın işlerde uyanık davranmazsan çok kötü durumlarla karşılaşır, gözünü dört açmak zorunda kalırsın.

34 görüntülenme

afiyet bulmak

iyileşmek, sağlığını kazanmak.

34 görüntülenme

acı (acılar) görmek

kötü günler yaşamak.

33 görüntülenme

acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur

koruduğunuz kimsenin sürekli acınmasına izin verirseniz arsız olur, emeğinin karşılığını tam olarak vermediğiniz kişi de hırsız olur.

33 görüntülenme

acısını bağrına (içine) basmak (gömmek)

bir üzüntüye, sıkıntıya yakınmadan katlanmak.

33 görüntülenme

aç ile eceli gelen söyleşir

açın gözü hiçbir şeyi görmez, karnını doyurabilmek için kendisine güçlük çıkaran bir kimseyi öldürebilir.

33 görüntülenme

ağaç olmak

argo bir yerde ayakta durarak çokça beklemek: Neredesin yahu, seni bekleye bekleye ağaç olduk.

33 görüntülenme

ağız ağıza vermek (konuşmak)

iki kişi birbirine pek yakın durarak başkaları işitmeyecek bir biçimde konuşmak: 'Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı.' -R. N. Güntekin.

32 görüntülenme

ağız satmak

yüksekten atarak kendini övmek.

32 görüntülenme

acısı içine (yüreğine) çökmek (işlemek)

1) bir şeyin acısını derinden duymak; 2) kötü bir şey olacağını düşünerek önceden üzülmek.

32 görüntülenme

aç gezmektense tok ölmek yeğdir

yoksulluk ölümden de beterdir.

32 görüntülenme

aç ile dost olayım diyen peşin karnını doyursun

yakınlık kurduğumuz kimsenin sağlama olanağı bulunmayan şeyi, ondan beklemeden kendimiz elde etmeye çalışmalıyız.

32 görüntülenme

adı çıkmak

1) kötü bir ün kazanmak: Onun adı çıkmış yoksa fena adam değil. 2) hakkı olmayan bir ün kazanmak: O berberin adı çıkmış, aslında iyi tıraş edemiyor.

32 görüntülenme

ağacın kurdu içinde olur

bir topluluğu çökertecek olan şey yine kendi içinden çıkar.

32 görüntülenme

yazın gölge hoş, kışın çuval boş

1) yazın keyifli yerlerde tembel tembel oturan kışın yiyecek bulamaz; 2) gençliğinde kazanç peşinde koşmayıp zevke dalan hastalığında veya ihtiyarlığında perişan olur.

31 görüntülenme

ağız tamburası çalmak

1) sözle avutmaya, oyalamaya çalışmak; 2) soğuktan dişleri birbirine çarpmak, çenesi titremek.

31 görüntülenme

acıkan ne yemez, acıyan ne demez

geçim sıkıntısı içinde bulunan kişi geçinebilmek için her yolu dener, her işi yapar, canı yanan kişi de sonunu düşünmeden ağzına geleni söyler.

31 görüntülenme

açık ağız aç kalmaz

isteklerini uygun bir biçimde söylemesini bilen kimse, onları önünde sonunda elde eder.

31 görüntülenme

ağaç kökünden yıkılır

bir düzen, ayrıntıların değişmesiyle değil temelin bozulmasıyla yıkılır.

31 görüntülenme

acıyan uyumuş, acıkan uyumamış

insan sıkıntıya katlanır da açlığa katlanamaz.

30 görüntülenme

aç yeri başka, acı yeri başka

insanın yüreği ne denli acıyla dolu olsa da yemek yemeyi ister.

30 görüntülenme

açma sırrını dostuna, dostunun dostu vardır o da söyler dostuna

bir sır en yakın dosta bile söylenmemelidir.

30 görüntülenme

ada gibi

pek büyük (gemi).

30 görüntülenme

it itle gezer

kötü biri ancak kendisi gibi kötü olan birisiyle arkadaş olur.

29 görüntülenme

ağır yara almak

1) kavgada veya savaşta önemli ölçüde zarar görmek; 2) bir olayda beklenmeyen sıkıntılı ve olumsuz bir duruma düşmek.

29 görüntülenme

ağız aramak (yoklamak)

öğrenmek istenilen şeyi söyletecek yolda dil kullanmak.

29 görüntülenme

dünya malı dünyada kalır

insan öldüğü zaman malını öbür dünyaya götüremez, bu nedenle gerek kendisi için gerekse hayırlı işler için para harcamaktan kaçınmamalıdır.

29 görüntülenme

En Çok Okunan Deyimler

(birine) diş geçirememek

gücü yetmemek: 'Anası cahil kadın... Delikanlı oğluna diş geçiremedi.' -R. N. Güntekin.

72 görüntülenme

dil uzatmak

bir kimse veya bir şey için kötü söylemek: 'Başka ulusların kabahatleri ne olursa olsun, dost ve düşman bize nasıl dil uzatırlarsa uzatsın...' -T. Halman.

72 görüntülenme

(...-mesi) an meselesi

olması her an mümkün, sürekli gerçekleşebilecek durumda: Dayımların gelmesi an meselesi.

72 görüntülenme

(birinin) eline bakmak

1) bir kimsenin yardımıyla geçinmek: 'Bir senedir burada oturuyorlar, o küçüğün eline bakıyorlar.' -P. Safa. 2) 'ne getirdi' diye gözlemek.

71 görüntülenme

çile çekmek

büyük sıkıntı ve üzüntü içinde yaşamak: 'Âşıkın olmaz mı çile çekmesi / Çilenin olmaz mı boyun bükmesi' -Seyrani.

71 görüntülenme

dalgalanmaya bırakmak

1) ekon. paranın gerçek değerini bulması için girişimde bulunmadan beklemek; 2) mec. bir konu için girişimde bulunmadan beklemek.

71 görüntülenme

deyip de geçmemek

önemsemek: 'Yengeye yenge deyip geçmeyelim. Bir mahalleyi susta durdurur.' -M. Ş. Esendal.

71 görüntülenme

akıllı olmak

gerçeklere uygun davranmak: 'Mesut olmak için akıllı olmak kifayet eder, baht, talih bunlar boş şeydir!' -M. Ş. Esendal.

71 görüntülenme

(birinin) kemiklerini kırmak

birini çok dövmek, aşırı dayak atmak: 'Kim ona yan bakarsa kemiklerini kırar, anasını ağlatırım.' -H. E. Adıvar.

71 görüntülenme

buz gibi

1) çok soğuk; 2) çok soğuk bir etki uyandıran (şey veya kimse); 3) kötü nitelikler için kesinlik: Adam buz gibi hırsız. 4) kesinlikle: 'Elbette can sıkıntısına düşer, buz gibi düşman kesilir erkeğe.' -A. Erhat.

71 görüntülenme

güvendiği dağlara kar yağmak (güvendiği dal elinde kalmak)

yardım ve yarar beklediği kimse, yer veya şeyden iyilik gelmemek.

71 görüntülenme

ayağının altına karpuz kabuğu koymak

bir yolunu bulup bir kimseyi düzenle işinden uzaklaştırmak.

71 görüntülenme

(bir şeyin) içine etmek (sıçmak)

kaba bozup berbat etmek, içine etmek.

71 görüntülenme

(birini, bir şeyi) salık vermek

1) tavsiye etmek: 'Dün akşam, bana bu kahveyi salık verdikleri zaman bütün gece sevincimden gözüme uyku girmedi.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) esk. haber vermek.

71 görüntülenme

hayrete (hayretlere) düşmek

şaşakalmak, şaşırmak: 'Vaktiyle Göksel bile bu soğukkanlılığım karşısında hayrete düşmüştü.' -N. Hikmet.

71 görüntülenme

elde etmek

1) bir şeye sahip olmak: 'O parlak siyah gözler, onları bir daha elde edemeyecek miydi?' -H. Z. Uşaklıgil. 2) bir kimseyi kendi hizmetine almak veya kendinden yana çekmek.

71 görüntülenme

yelkenleri suya indirmek

direnmekten vazgeçip karşısındakinin dediğini benimsemek, kabul etmek: 'Ben böyle çıkışınca ister istemez yelkenleri suya indiriyorlardı.' -R. N. Güntekin.

71 görüntülenme

göz kulak olmak

1) görme, işitme yoluyla bilgi edinmeye çalışmak; 2) mec. gözetmek, korumak, bakmak: 'Öbürü göğsünden ağır yaralı iki erin geriye alınmalarına göz kulak oluyordu.' -A. İlhan.

71 görüntülenme

otuz iki dişe keman çaldırmak

içecek çok soğuk olmak.

71 görüntülenme

çığır açmak

bir alanda yeni bir yol, yöntem başlatmak: 'Hepsi birden Atatürk'ün açmakta olduğu bir çığırda çalışıyorlardı.' -A. Erhat.

71 görüntülenme

(birinin) yakasını bırakmamak

bezdirecek kadar üstüne düşmek, rahat vermemek, ısrar etmek: 'Kendimi unutturup kaybettirmeye çalıştığım burada da Başkan, yakamı bırakmadı.' -R. N. Güntekin.

71 görüntülenme

kaymak gibi

1) bembeyaz ve pürüzsüz; 2) tadı güzel ve yumuşak: 'Patlıcan kızartması, pilav, bir de koca kâse kaymak gibi yoğurttan oluşan yemeğimizi yedik.' -H. R. Gürpınar.

71 görüntülenme

yüzünden kan damlamak

çok sağlıklı olmak, sağlığı yüzünün renginden belli olmak.

71 görüntülenme

deve nalbanda bakar gibi

alay hiç görmediği, bilmediği bir şeye bakar gibi.

71 görüntülenme

oyun oynamak

1) birini aldatmak, kandırmak: 'Üç aydan beri bana mütemadiyen aynı oyunu oynuyorsunuz.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) mec. hile yapmak.

71 görüntülenme

... hâline gelmek

gibi olmak.

71 görüntülenme

omuz vermek

1) omzuyla dayanmak; 2) mec. destek olmak: 'Bu, insanı yanlış yollara itelese de bir çıkış noktası bulunmasına omuz verebilir.' -S. Birsel.

71 görüntülenme

gözleri fıldır fıldır olmak

telaşlı bir biçimde bakmak: 'Pipo içer, gözleri yüzünde iki ateş böceği gibi fıldır fıldırdır.' -N. Hikmet.

71 görüntülenme

gaf yapmak

bilmeden yersiz bir davranışta bulunmak veya başkasını incitecek söz söylemek, pot kırmak, çam devirmek.

71 görüntülenme

(bir şey) iki baştan olmak

bir şey, her iki tarafın aynı şeyi istemesiyle, iyi niyetiyle gerçekleştirilebilmek: İyi geçim iki baştan olur.

71 görüntülenme