En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Atasözleri

ağız satmak

yüksekten atarak kendini övmek.

39 görüntülenme

ağız tamburası çalmak

1) sözle avutmaya, oyalamaya çalışmak; 2) soğuktan dişleri birbirine çarpmak, çenesi titremek.

39 görüntülenme

acı acıyı keser, su sancıyı

bir güçlüğü yenmek için başka bir güç yola başvurulmalıdır.

39 görüntülenme

acısını görmek

bir yakınının ölümünü görmek.

39 görüntülenme

aç doyurmak

yoksulları beslemek.

39 görüntülenme

aç gözünü, açarlar gözünü

yaptığın işlerde uyanık davranmazsan çok kötü durumlarla karşılaşır, gözünü dört açmak zorunda kalırsın.

39 görüntülenme

aç ile dost olayım diyen peşin karnını doyursun

yakınlık kurduğumuz kimsenin sağlama olanağı bulunmayan şeyi, ondan beklemeden kendimiz elde etmeye çalışmalıyız.

39 görüntülenme

aç ile eceli gelen söyleşir

açın gözü hiçbir şeyi görmez, karnını doyurabilmek için kendisine güçlük çıkaran bir kimseyi öldürebilir.

39 görüntülenme

açtırma kutuyu, söyletme kötüyü

kendin hakkındaki kötü düşüncelerimi veya bildiklerimi bana söyletme.

39 görüntülenme

afiyet bulmak

iyileşmek, sağlığını kazanmak.

39 görüntülenme

ağız ağıza vermek (konuşmak)

iki kişi birbirine pek yakın durarak başkaları işitmeyecek bir biçimde konuşmak: 'Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı.' -R. N. Güntekin.

38 görüntülenme

acı (acılar) görmek

kötü günler yaşamak.

38 görüntülenme

acısı içine (yüreğine) çökmek (işlemek)

1) bir şeyin acısını derinden duymak; 2) kötü bir şey olacağını düşünerek önceden üzülmek.

38 görüntülenme

acısını bağrına (içine) basmak (gömmek)

bir üzüntüye, sıkıntıya yakınmadan katlanmak.

38 görüntülenme

aç gezmektense tok ölmek yeğdir

yoksulluk ölümden de beterdir.

38 görüntülenme

acıkan ne yemez, acıyan ne demez

geçim sıkıntısı içinde bulunan kişi geçinebilmek için her yolu dener, her işi yapar, canı yanan kişi de sonunu düşünmeden ağzına geleni söyler.

37 görüntülenme

acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur

koruduğunuz kimsenin sürekli acınmasına izin verirseniz arsız olur, emeğinin karşılığını tam olarak vermediğiniz kişi de hırsız olur.

37 görüntülenme

adı çıkmak

1) kötü bir ün kazanmak: Onun adı çıkmış yoksa fena adam değil. 2) hakkı olmayan bir ün kazanmak: O berberin adı çıkmış, aslında iyi tıraş edemiyor.

37 görüntülenme

ağaç olmak

argo bir yerde ayakta durarak çokça beklemek: Neredesin yahu, seni bekleye bekleye ağaç olduk.

37 görüntülenme

açma sırrını dostuna, dostunun dostu vardır o da söyler dostuna

bir sır en yakın dosta bile söylenmemelidir.

36 görüntülenme

ada gibi

pek büyük (gemi).

36 görüntülenme

ağacın kurdu içinde olur

bir topluluğu çökertecek olan şey yine kendi içinden çıkar.

36 görüntülenme

ağız aramak (yoklamak)

öğrenmek istenilen şeyi söyletecek yolda dil kullanmak.

35 görüntülenme

ağlamak para etmez

üzülmenin yararı olmaz.

35 görüntülenme

acıyan uyumuş, acıkan uyumamış

insan sıkıntıya katlanır da açlığa katlanamaz.

35 görüntülenme

aç yeri başka, acı yeri başka

insanın yüreği ne denli acıyla dolu olsa da yemek yemeyi ister.

35 görüntülenme

açık ağız aç kalmaz

isteklerini uygun bir biçimde söylemesini bilen kimse, onları önünde sonunda elde eder.

35 görüntülenme

ağaç kökünden yıkılır

bir düzen, ayrıntıların değişmesiyle değil temelin bozulmasıyla yıkılır.

35 görüntülenme

it itle gezer

kötü biri ancak kendisi gibi kötü olan birisiyle arkadaş olur.

34 görüntülenme

ağır yongayı yel kaldırmaz

ağırbaşlı kimseye ufak tefek olaylar etki edemez, zarar veremez.

34 görüntülenme

En Çok Okunan Deyimler

elde etmek

1) bir şeye sahip olmak: 'O parlak siyah gözler, onları bir daha elde edemeyecek miydi?' -H. Z. Uşaklıgil. 2) bir kimseyi kendi hizmetine almak veya kendinden yana çekmek.

97 görüntülenme

(birini) makaraya almak (sarmak)

bir kimseyle alay etmek.

97 görüntülenme

(birini) maytaba almak

biriyle alay etmek, eğlenmek: 'Bu evde hepsi beni maytaba alıyor.' -H. R. Gürpınar.

97 görüntülenme

oyun oynamak

1) birini aldatmak, kandırmak: 'Üç aydan beri bana mütemadiyen aynı oyunu oynuyorsunuz.' -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) mec. hile yapmak.

97 görüntülenme

bis yapmak

seyirci, beğenilen bir konserin sonunda tempolu biçimde alkışlayarak sanatçıyı veya sanatçıları bir eser seslendirmesi için yeniden sahneye çağırmak.

97 görüntülenme

tedbir almak

1) önlem almak: 'Selefleri bu yolda bir sürü tedbir almışlar fakat tam muvaffak olamamışlardır.' -N. F. Kısakürek. 2) hazırlanmak.

97 görüntülenme

(bir şey birinin) zihnini kurcalamak (tırmalamak)

1) bir şey sık sık hatırlanıp insanı düşündürmek: 'Beni sevmiyor, yeniden zihnimi kurcalamak, sinirlerimi üzüntü içinde bırakmak istiyor.' -E. İ. Benice. 2) çözülmesi gerekli bir konu üzerinde durmak.

97 görüntülenme

sandık başına gitmek

sandığa gitmek.

97 görüntülenme

el atmak

1) birisinin işine karışmak, müdahale etmek: 'Nereye el atsak, altından kirli işler çıkıyor.' -H. Topuz. 2) bir işe girişmek, teşebbüs etmek: 'Elbette birçok önemli konulara el attı ama ulusumuzun temel sorunlarından bazıları yüzüstü duruyor.' -T. Halman. 3) sarkıntılık etmek: 'Üvey babasının teklifleri, tenhalarda şurasına burasına el atması.' -O. Kemal. 4) yardım etmek, ilgilenmek.

97 görüntülenme

çile çekmek

büyük sıkıntı ve üzüntü içinde yaşamak: 'Âşıkın olmaz mı çile çekmesi / Çilenin olmaz mı boyun bükmesi' -Seyrani.

96 görüntülenme

tabana kuvvet kaçmak

çok hızlı, koşarak kaçmak: 'Sanki yerden taş aldığımı, hayır eğildiğimi görmüş gibi tabana kuvvet kaçıyor.' -S. F. Abasıyanık.

96 görüntülenme

baston (baston yutmuş) gibi

dimdik duran veya yürüyen (kimse): 'Omuzlarını kısıyor, kafasını dimdik tutuyor, baston yutmuş gibi katılaşıyor.' -M. Ş. Esendal.

96 görüntülenme

inim inim inletmek

birini büyük sıkıntıya sokmak.

96 görüntülenme

(birine) madik atmak (etmek veya oynamak)

argo dolap çevirmek, hile yapmak.

96 görüntülenme

(birinin) kemiklerini kırmak

birini çok dövmek, aşırı dayak atmak: 'Kim ona yan bakarsa kemiklerini kırar, anasını ağlatırım.' -H. E. Adıvar.

96 görüntülenme

kına (kınalar) yakmak (koymak, sürmek, vurmak, yakınmak, yakılmak)

1) kınayı su ile karıştırıp bulamaç kıvamına getirerek boyanacak yere sürmek: 'Bazıları bütün ele, avuçlara değil, yalnız bir tek parmağın baş kısmına kına koyarlardı ki buna yüksük kına tabir olunurdu.' -R. H. Karay. 2) mec. birinin uğradığı kötü duruma çok sevinmek.

96 görüntülenme

feriştahı gelse

argo 1) 'en güçlüsü, en yetkilisi, en üstünü olsa' anlamında kullanılan bir söz; 2) 'en iyisi olsa' anlamında kullanılan bir söz.

96 görüntülenme

onur duymak

onurlanmak: 'Piyesini sahneye koymaktan büyük onur duyduğunu söyledi.' -C. Uçuk.

96 görüntülenme

(birini) gafil avlamak

umulmadık, beklenmedik bir zamanda yakalamak, zor duruma düşürmek: 'Nasıl sinsice yaklaşmıştı baykuş, düşmanlarını nasıl gafil avlamıştı.' -C. Meriç.

96 görüntülenme

çığır açmak

bir alanda yeni bir yol, yöntem başlatmak: 'Hepsi birden Atatürk'ün açmakta olduğu bir çığırda çalışıyorlardı.' -A. Erhat.

96 görüntülenme

(birine, bir şeye) kıymet vermek

değerli olarak kabul etmek, değerlendirmek: 'Müdür bey onun tecrübelerine kıymet vermek şöyle dursun, onu hafife almakla gururunu da kırıyordu.' -K. Korcan.

96 görüntülenme

diş geçirmek

zorla veya inatla istediğini yaptırmak: 'Karşısındakine diş geçirmek inadı gene kabarmıştı.' -R. N. Güntekin.

95 görüntülenme

boynunu bükmek

1) acındırıcı, çaresiz bir durumda kalmak: 'Biraz düşündükten sonra ağır ağır başını eğip yere baktı ve boynunu büktü.' -Y. Z. Ortaç. 2) bir durumu, bir işi ister istemez kabul etmek: 'Şoför yine boynunu büktü, 'O yürüyemezse, ben de yürüyemem ne yapayım?' der gibi yüzüme baktı.' -N. Hikmet. 3) bitki canlılığını yitirmek.

95 görüntülenme

dananın kuyruğu kopmak

beklenen veya korkulan sonuç gerçekleşmek: 'İstediğimiz parayı vermezse işte o zaman dananın kuyruğu kopar.' -Y. Kemal.

95 görüntülenme

akıllı olmak

gerçeklere uygun davranmak: 'Mesut olmak için akıllı olmak kifayet eder, baht, talih bunlar boş şeydir!' -M. Ş. Esendal.

95 görüntülenme

film çekmek

1) sin. ve TV bir sinema kamerasıyla görüntüleri tespit etmek veya bir hareket ve görünüşün sıralı resmini çekmek; 2) vücudun röntgenini almak.

95 görüntülenme

başı dara düşmek

sıkıntıya girmek: 'Adamın başı dara düşünce yardımına Hayrullah koşmaz da kim koşar?' -A. İlhan.

95 görüntülenme

(bir durumu) açığa çıkarmak

ortaya çıkarmak, gözler önüne sermek, anlaşılır duruma getirmek: 'Yolsuzluklarını açığa çıkarması bardağı taşıtan damla oldu.' -H. Topuz.

95 görüntülenme

sevinçten uçmak

çok sevinmek.

95 görüntülenme

üstüne titremek

bir şeye veya kimseye sevgi, özen göstermek: 'Topu topu beş bin lirayı bulan bu tasarrufun üstüne titreyip durmaktaydı.' -Y. K. Karaosmanoğlu.

95 görüntülenme