En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Deyimler

katran gibi

karaya yakın koyu renkte: 'Gece karanlığından daha kesif, katran gibi karanlık bir mübarek daire...' -H. R. Gürpınar.

83 görüntülenme

taş kesilmek

1) çok şaşırıp ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilememek: 'Salonun içinde kimse kımıldayamadı. Hepsi olduğu yerde dondu. Taş kesildi.' -Ö. Seyfettin. 2) sesini çıkaramaz olmak: 'Hayvan sanki taş kesilmiş ve kulaklarını dimdik dikmişti.' -O. C. Kaygılı.

83 görüntülenme

derdine deva bulmak

sıkıntıyı çözümlemek, atlatmak, çaresizliği yenmek: 'Ağlamak, dertleşmek, dertlerine deva bulmak ihtiyacı her zamankinden fazla idi.' -A. Gündüz.

83 görüntülenme

(birinin) üstüne atmak

bir suçu birine yüklemek.

83 görüntülenme

sadede gelmek

konuyla ilgisiz sözleri bırakarak asıl konuya dönmek: 'Ne ise bunlar hep dedikodu. Sadede gelelim.' -H. E. Adıvar.

83 görüntülenme

ortaya dökmek

1) çıkarmak, göstermek; 2) açıklamak: 'Bunun için dağarcığında ne var ne yok, tümünü ortaya döker.' -S. Birsel.

83 görüntülenme

ezilmeden yenilmek

başa baş bir karşılaşma çıkararak az farkla yenilmek.

83 görüntülenme

ağır durmak

ciddi, ağırbaşlı, oturaklı, soğukkanlı hareket etmek: 'Devlet adamlarının ileri gelenleri böyle sözlere karışmaz, ağır dururlar.' -M. Ş. Esendal.

83 görüntülenme

(bir yer) zindan olmak

yaşanmaz, huzursuz, rahatsız, zevk alınmaz duruma gelmek: Evi ona zindan oldu.

83 görüntülenme

(birini) şaşkına çevirmek

şaşırtmak: 'Bir mektupla kadınlarınız sizi şaşkına çeviriyorlar.' -M. Ş. Esendal.

83 görüntülenme

ağır kaçmak

1) gücendirici olmak, uygun düşmemek: Bu şaka biraz ağır kaçtı. 2) beklenenden fazla olmak: Hakem tarafından verilen kırmızı kart ağır kaçtı.

83 görüntülenme

entel takılmak

argo bir süre entel gibi yaşamaya, onların yaptıklarını yapmaya çalışmak.

83 görüntülenme

(birinin) üstüne yıkmak

1) kendisinin de sorumlu olduğu bir işin ağırlığını başkalarına yüklemek: 'Tek tük torunlar doğmaya, yetişmeye başlamış, kendi havalarında olan genç babalar, cahil anneler bu çocukların bütün yükünü onunla karısının üstüne yıkmışlar.' -R. N. Güntekin. 2) kendi suçunu başkasına yüklemek.

83 görüntülenme

(birinin veya bir şeyin) hasretini çekmek

1) çok özlemek: 'Ben dört sene onun hasretini çektim.' -A. Gündüz. 2) mec. gereksinim duyduğu şeyi elde edememenin üzüntüsü içinde bulunmak: Dünya, barışın hasretini çekiyor.

83 görüntülenme

kalem oynatmak

1) yazı yazmak: 'Namık Kemal'in tek başına kalem oynattığı alanlarda başyazarlar, fıkra yazarları, sanat eleştiricileri yetişir.' -N. Cumalı. 2) bir yazıyı düzeltmek; 3) bir yazıda değişiklik yapmak.

83 görüntülenme

(bir şeye) renk gelmek

renklenmek, canlanmak: 'Sarı yanaklarına hafif bir renk geldi.' -Ö. Seyfettin.

83 görüntülenme

(birini veya bir şeyi) gözü kesmek

bir işi yapabilme konusunda kendisine veya başkalarına güvenmek: 'Şimdi Murat dağlarında eğlenirim, beni bulmak istersen adamlarının da gözü keserse oraya yolla.' -T. Buğra.

83 görüntülenme

sagu sağmak

ağıt yakmak.

83 görüntülenme

ezilip büzülmek

güç bir duruma düşüp davranışlarıyla utandığını belli etmek: 'Etrafındakiler hanımefendiye karşı bir suç işlemiş gibi ezilip büzülüyorlar.' -H. E. Adıvar.

83 görüntülenme

düğün bayram etmek

çok sevinmek, çok sevinç duymak.

83 görüntülenme

bir kapıya çıkmak

aynı sonuca varmak.

83 görüntülenme

dertsiz başını derde sokmak

bir derdi yokken gereksiz yere üzüntü veren bir işe girişmek.

83 görüntülenme

(herhangi bir şeye) talim etmek

tkz. 1) az para karşılığında çalışmak; 2) hep aynı şeyi yemek zorunda olmak.

83 görüntülenme

yüz yüze gelmek

1) birden karşılaşmak: 'Tırmanıp gedikten girer girmez toprak dolu çuvallarla burayı tıkamaya çalışan insanlarla yüz yüze geldi.' -İ. O. Anar. 2) bir araya gelmek: 'Bir daha yüz yüze gelmemek için ayrılmışlardı.' -Ö. Seyfettin.

83 görüntülenme

ağız açtırmamak

çok konuşarak başkalarının söz söylemesine, konuşmasına engel olmak: Yusuf Efendi biçareye ağız açtırmıyordu.

83 görüntülenme

gözden nihan olmak

gözden kaybolmak: 'Nihayet yıkık bir kulübe civarında gözden nihan oldular.' -R. N. Güntekin.

83 görüntülenme

(birinin) yakasına asılmak (yapışmak)

hesap sormak veya bir şey istemek için tutup bırakmamak: 'Sonra eşyaya bir zarar gelecek olursa Gülsüm'ün yakasına yapışıyordu.' -R. N. Güntekin.

83 görüntülenme

yerle bir etmek

temeline kadar yok etmek, tahrip etmek: 'Ali bütün karargâhı yerle bir edecek bu korkunç alete bakmak istedi.' -Ö. Seyfettin.

83 görüntülenme

(bir kızı) leğen başından almak

hamarat diye seçerek almak.

83 görüntülenme

göze almak

gelebilecek her türlü zararı ve tehlikeyi önceden kabul etmek: 'Bunlardan kaç babayiğit bu ölüm yarışını göze alabilir?' -T. Buğra.

83 görüntülenme