En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Deyimler

dimdik ayakta durmak

yıkılmamak.

50 görüntülenme

dal budak salmak

1) karmaşık bir biçimde yayılıp genişlemek: 'Samimiyetimizin her köşesinde heybetli çınarlar gibi dal budak salmıştı.' -O. S. Orhon. 2) soy yönünden genişleyip yayılmak.

50 görüntülenme

boş çıkmak

umduğu gerçekleşmemek, sonuç vermemek: 'Ben birkaç gündür arıyorum, birkaç yerlere başvurdum, boş çıktı.' -M. Ş. Esendal.

49 görüntülenme

Ahfeş'in keçisi gibi başını sallamak

söylenen sözü anlama dan kafa sallayarak onaylamak.

49 görüntülenme

fala bakmak

fal açmak: 'Para ile fala baktığı hâlde geçim sıkıntısından kurtulamıyor.' -R. N. Güntekin.

49 görüntülenme

dişe dokunmak

işe yarar olmak, önemli olmak, yerinde ve anlamlı olmak: 'Şöyle iki dişe dokunan, ciğere işleyen söz işitsem, şöyle tatlı, basit bir nağme duysam yok mu...' -S. F. Abasıyanık.

49 görüntülenme

dalgınlığına gelmek

dalgınlık dolayısıyla fark edememek.

49 görüntülenme

(bir şeyi, bir şeye) nişan koymak

ileride tanıyabilmek veya ölçebilmek için bir şeyin durumunu, onun herhangi bir özelliğini akılda tutmak veya iz bırakmak: Dönüşte yolumuzu şaşırmamak için şu çifte kavakları nişan koymuştuk.

49 görüntülenme

cezasını bulmak

hak ettiği kötü sona uğramak: 'Hasretten lime lime olmuş zavallı kalbinle oynayanlar cezalarını buldular.' -H. E. Adıvar.

49 görüntülenme

gır kaynatmak

birkaç kişi işlerini bırakıp yârenlik etmek.

49 görüntülenme

(bir şeyi birine) haram etmek

o şeyden umulan yarar ve rahatı tattırmamak.

49 görüntülenme

akıl erdirememek (ermemek)

1) ne olduğunu anlayamamak, sırrını çözememek: 'Çalıştıkça da borcumuz azalacağına artıyor, işte buna bir türlü akıl erdiremiyorum.' -Halikarnas Balıkçısı. 2) kabul edememek.

49 görüntülenme

(birinin) ifadesini almak

1) sorguya çekmek: 'Komiser Efendi, masanın başına oturup ifadesini almaya başladığı zaman ayağa kalktı.' -R. N. Güntekin. 2) görgü tanığının anlattıklarını yazmak; 3) argo tepelemek; 4) argo üstün gelmek, yenmek.

49 görüntülenme

(bir şeyi) gâvur etmek

boşuna harcamak, yerinde harcamamış olmak, işe yaramaz duruma getirmek.

49 görüntülenme

baş göz olmak

hlk. evlenmek.

49 görüntülenme

(birine) müşkülat çıkarmak

yapmakta bulunduğu işi güçleştirecek durumlar yaratmak: 'Kaynanam olacak o kadın her türlü müşkülatı çıkarıyor.' -O. Aysu.

49 görüntülenme

baş üstünde tutmak

çok iyi ağırlamak.

49 görüntülenme

boyuna bosuna bakmadan

'fizik yapısının gereğince gelişmemiş olmasını göz önünde bulundurmadan' anlamında kullanılan bir söz.

49 görüntülenme

havaya girmek

1) hazır olmak; 2) kibirlenmek.

49 görüntülenme

havaya uçmak

1) patlama dolayısıyla zarar görmek; 2) mec. havaya gitmek.

49 görüntülenme

anasının körpe kuzusu

pek küçük kucak çocuğu.

49 görüntülenme

fedakârlık etmek

1) özverili davranmak: 'Kadınlar fedakârlık ettikleri erkekleri severler.' -P. Safa. 2) azlığına katlanmak, az oluşu ile yetinmek, vazgeçmek: 'İlk defa ömründe yemek saatinden fedakârlık etti.' -E. İ. Benice.

49 görüntülenme

çaba harcamak

bir işi yapabilmek için elinden geleni yapmak: 'Tehlikeyi anlamış olacak ki seçimlerde oylarını dağıtmamaya çaba harcıyordu.' -T. Buğra.

49 görüntülenme

hayata atılmak

geçim sağlamak üzere çalışmaya başlamak: 'Altı yıllık ortaöğretim bitirmek, hayata atılmanın ilk koşulu sayılır orada.' -A. Erhat.

49 görüntülenme

gönlüne doğmak

içine doğmak, sezmek, hissetmek.

49 görüntülenme

elinden geleni yapmak

gücünün yettiği kadarını yapmak: 'Bunu başarmak için elinden geleni yapacaksın, dedi.' -İ. O. Anar.

49 görüntülenme

kafayı bulandırmak

önceki düşünceleri altüst etmek, değiştirmek: 'Öğretmenler bu gibi kitapların kafayı bulandırdığını bile söyler.' -S. Birsel.

49 görüntülenme

davul gibi

şiş ve gergin.

49 görüntülenme

fenaya sarmak

iş veya durum kötüye gitmek.

49 görüntülenme

ha şöyle

yapılan bir işin beğenildiğini anlatan bir söz.

49 görüntülenme