En Çok Okunanlar

En popüler atasözleri ve deyimler

En Çok Okunan Deyimler

iflah olmamak

1) onmamak, düzelmemek: 'Dal çürük çıktı mı otuz metreden düşen iflah olmuyor artık.' -H. Taner. 2) doğru davranışta bulunmamak.

109 görüntülenme

katkıda bulunmak

bir şeyin oluşmasına, gelişmesine veya gerçekleşmesine emek, bilgi, para vb. ile yardım etmek: 'Bu kitaba kendileri ayrımında olmasalar da pek çok insan katkıda bulundu.' -E. Atasü.

109 görüntülenme

ortaya almak

her yanını çevirmek, kuşatmak.

109 görüntülenme

vidaları gevşemek

argo kendini tutamayıp çok gülmek.

109 görüntülenme

(birini) mecbur tutmak

zorlamak, yükümlü saymak, mecbur etmek: 'Memleketin büyük menfaati, beni bu yolda harekete mecbur tutuyordu.' -Atatürk.

109 görüntülenme

kalbura dönmek

delik deşik olmak.

109 görüntülenme

ortaya atılmak

1) ileri sürülmek, herkesin bilgisine sunulmak; 2) bir kimse bir işi yapmak için kendini göstermek: 'Ve yarından itibaren kılıcım -yani kalemim- elimde ortaya atılacaktım.' -Ö. Seyfettin.

109 görüntülenme

kalburla su taşımak

verimsiz, sonuçsuz bir işle uğraşmak.

109 görüntülenme

ensesine binmek

birine bir işi yaptırmak için sürekli baskı altında bulundurmak.

109 görüntülenme

sadakatsizlik göstermek

sadakatsiz olduğunu ortaya koymak, açıklamak: 'Ama kendi hesabına sadakatsizlik göstermemişti.' -S. F. Abasıyanık.

109 görüntülenme

tilki gibi

kurnaz (kimse).

109 görüntülenme

yüreği tükenmek

bir şeyi anlatmak için çok yorulmak.

109 görüntülenme

sadede gelmek

konuyla ilgisiz sözleri bırakarak asıl konuya dönmek: 'Ne ise bunlar hep dedikodu. Sadede gelelim.' -H. E. Adıvar.

109 görüntülenme

eteklerini indirmek

argo üzerine düşen görevi yerine getirmek.

109 görüntülenme

içini dökmek

1) derdini anlatmak, iç dünyasındaki duygu ve düşüncelerini bir bir anlatmak: 'Rakım güldü, bu manastır kaçkını eski gâvura içini dökmekten lezzet alıyordu.' -H. E. Adıvar. 2) ferahlamak, rahatlamak: 'Bu yazıyı niçin yazıyorum? Biraz içimi dökmek, bir parçacık olsun ferahlamak istiyorum.' -O. V. Kanık.

109 görüntülenme

(bir yer) zindan olmak

yaşanmaz, huzursuz, rahatsız, zevk alınmaz duruma gelmek: Evi ona zindan oldu.

109 görüntülenme

(bir şeye) elini sürmemek

1) eliyle dokunmamak; 2) mec. hiç karışmamak, bir şey yapmamak: 'O gün akşamı böyle ettik, kimse elini işe sürmedi.' -M. İzgü. 3) mec. bir işi kendine yakıştırmayarak tenezzül etmemek; 4) mec. ilgi göstermemek.

109 görüntülenme

işin içinden çıkmak (sıyrılmak)

1) bir şeyi anlamak, bir sorunu çözümlemek: 'Ne yaparsanız yapın, yeter ki akıllıca olsun, demiş, çıkmış işin içinden!' -B. R. Eyuboğlu. 2) güç bir sorunu çözemeyince kestirip atmak; 3) bir konudan veya işten uzak durmak, kaçmak: 'O, ne emrederse ben razıyım, deyip kurnazlıkla işin içinden sıyrıldım.' -R. N. Güntekin.

109 görüntülenme

kalem oynatmak

1) yazı yazmak: 'Namık Kemal'in tek başına kalem oynattığı alanlarda başyazarlar, fıkra yazarları, sanat eleştiricileri yetişir.' -N. Cumalı. 2) bir yazıyı düzeltmek; 3) bir yazıda değişiklik yapmak.

109 görüntülenme

ağırına gitmek

onuruna dokunmak veya gücüne gitmek: 'Kimse, dört çocuklu bir aileye ev vermek istememiş. Bu, büsbütün ağırına gitmiş.' -A. Ağaoğlu.

109 görüntülenme

düğün pilavıyla dost ağırlamak

başkasının kesesinden veya elinden ikramda bulunmak.

109 görüntülenme

vites büyütmek

1) aracın hızını artırmak için daha yüksek vitese geçmek; 2) mec. işleri hızlandırmak.

109 görüntülenme

halay çekmek (tepmek)

halay oyunu oynamak: 'Erkekler dışarıda halay çekip tabanca atarken kadınlar Zekiye'yi getirip ortaya oturttular.' -L. Tekin.

109 görüntülenme

esamesi okunmamak

kendisine değer verilmemek, adı anılmamak: 'Sen babasının gönlünü ettikten sonra kızın esamesi mi okunur bre usta!' -O. Kemal.

109 görüntülenme

(bir şeyi) meslek edinmek

1) bir işi meslek olarak yapacak bilgi ve beceriyi kazanmak; 2) mec. bir şeyi yapmayı alışkanlık hâline getirmek.

109 görüntülenme

kalıbı kıyafeti yerinde olmak

görünüşü gösterişli olmak.

109 görüntülenme

kayıtsız olmak

1) kaydedilmemiş veya yazıya geçirilmemiş olmak; 2) mec. ilgisiz, umursamaz, önem vermeyen durumda bulunmak: 'Ev sahipleri misafirlerini tanıştırmakta pek kayıtsız olduklarından ben kendimi kıza tanıttım.' -M. Ş. Esendal.

109 görüntülenme

mavi boncuk dağıtmak

birçok kişiye birden sevgi göstermek ve söz konusu kişileri, bu sevginin yalnız kendisine verildiğine inandırmak.

109 görüntülenme

işler arapsaçına dönmek

işler çok karmaşık bir hâl almak: 'İşler arapsaçına döner ve doğacak arbedeleri de önlemenin çaresi bulunmaz.' -K. Korcan.

109 görüntülenme

eser kalmamak

hiçbir belirti, iz olmamak: 'Bir şirretleşmiş ki dünkü saygısından eser kalmamıştı.' -A. Kabaklı.

109 görüntülenme